0 532 725 41 96 info@alptugakyildiz.av.tr
KOYU ENG
Alptuğ Akyıldız
Aile evi
MİRAS HUKUKU

Muris muvazaası (Yargıtay uygulaması doğrultusunda)

30 Ağustos 2026 Sayfa Sonu

I. Giriş ve Kavram

Bir kimsenin, ölümünden sonra mirasçılarına geçecek malvarlığını sağlığında elden çıkarması kural olarak serbesttir. Malik, hayatta olduğu sürece mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı yetkileri dilediği gibi kullanır; mirasçıların, mirasbırakan hayattayken terekesi üzerinde korunmaya değer bir hakkı yoktur. Ancak bu serbestinin kötüye kullanıldığı bir görünüm vardır ki Türk yargı uygulamasının en yoğun uyuşmazlık kaynaklarından birini oluşturur: mirasbırakanın, bir veya birkaç mirasçısını mirastan yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazını tapuda satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi göstererek devretmesi.

Uygulamada ve öğretide bu duruma "muris muvazaası" adı verilir. Kavram, kanunda ayrıca tanımlanmış değildir. Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesindeki genel muvazaa hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Kurumun asıl kaynağı, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu durumu açıkça ifade etmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.06.2023, E.2021/947, K.2023/615

“… 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır ...”

Bu nedenle muris muvazaası, kanun metninden çok içtihat okunarak öğrenilebilecek bir alandır. Aşağıdaki bölümlerde önce kavramın kanuni dayanakları ve hukuki niteliği ortaya konulacak, ardından uygulamada en sık karşılaşılan dava tipleri ve tartışma noktaları, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulama sınırları, mal kaçırma kastının ispatı, paylaştırma savunması, ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, üçüncü kişiye devir hâlleri, tenkis ile ilişki ve usul meseleleri, ayrı başlıklar hâlinde incelenecektir.

Terim notu: Kararlarda "mirasbırakan" ve "muris" sözcükleri eş anlamlı kullanılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu "mirasbırakan" terimini tercih etmişse de, kurumun adı yerleşik biçimde "muris muvazaası" olarak anılmaya devam etmektedir. Aynı şekilde "İçtihadı Birleştirme Kararı" bazı kararlarda "İnançları Birleştirme Kararı" olarak da geçmektedir. Kastedilen aynı karardır.

II. Kanuni Çerçeve

1. Muvazaanın genel dayanağı: TBK m. 19

Muvazaanın pozitif hukukumuzdaki dayanağı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesidir (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 18):

Türk Borçlar Kanunu m. 19 — Muvazaalı işlemler

Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.

Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.

Hüküm, sözleşmenin nitelendirilmesinde kullanılan sözcüklere değil gerçek ve ortak iradeye üstünlük tanır. Yargıtay muvazaayı, "tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları" biçiminde tanımlamaktadır.

2. Şekil hükümleri: TMK m. 706, TBK m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26

Muris muvazaasının hukuki sonucu, yalnızca görünürdeki işlemin değil gizlenen bağışın da geçersiz sayılmasıdır. Bu ikinci sonuç, taşınmaz devirlerine ilişkin şekil hükümlerinden doğar:

Türk Medeni Kanunu m. 706 — Hukuki işlem

Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır.

Ölüme bağlı tasarruflar ve mal rejimi sözleşmeleri, kendilerine özgü şekillere tâbidir.

Aynı doğrultuda Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi taşınmaz satışının resmî şekilde düzenlenmesini, Tapu Kanunu'nun 26. maddesi ise mülkiyete ilişkin resmî senetlerin tapu müdürü veya tapu görevlilerince düzenlenmesini öngörmektedir. Yargıtay'ın yerleşik formülü bu üç hükmü birlikte anar. Kavramsal olarak taşınmaz bağışlamasının şekli TBK m. 288/2'de düzenlenmiş olmakla birlikte, kararlarda atıf yapılan hüküm grubu istikrarlı biçimde TMK m. 706, TBK m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26'dır.

Sonuç şudur: görünürdeki satış, tarafların gerçek iradesine uymadığı için; gizli bağış ise resmî şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Taraflar arasında geçerli hiçbir devir işlemi kalmaz ve tapu kaydı yolsuz tescil hâline gelir.

3. 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı

Kurumun omurgasını oluşturan karar, sonuç bölümünde şu ilkeyi koymuştur:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.06.2023, E.2021/947, K.2023/615

“… Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına …”

Kararın iki kritik yönü vardır. Birincisi, dava hakkını saklı paylı mirasçılarla sınırlamamış, "miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılara" tanımıştır; dolayısıyla saklı payı bulunmayan bir mirasçı da bu davayı açabilir. İkincisi, bu dava hakkının tenkis hakkına (o dönemki MK m. 507 ve 603) etkili olmayacağını, yani iki yolun birbirini dışlamadığını belirtmiştir.

Karar sonradan iki İçtihadı Birleştirme Kararı ile tamamlanmıştır. 22.05.1987 tarihli ve 1986/4 E. 1987/5 K. sayılı karar, temliki tasarruflardan zarar gören mirasçıların tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açtıktan sonra ayrı bir dilekçeyle muvazaa nedenine dayalı iptal-tescil davası da açabileceklerine hükmetmiştir. 16.03.1990 tarihli ve 1989/1 E., 1990/2 K. sayılı karar ise 1974 tarihli kararın değiştirilmesine yer olmadığına karar vererek ilkeleri teyit etmiştir.

İçtihadı Birleştirme Kararları "konuları ile sınırlı, gerekçeleri ile aydınlatıcı ve sonuçları ile bağlayıcı" kararlardır. Yargıtay, bu kararların yorum yoluyla genişletilemeyeceğini özellikle vurgulamaktadır. Aşağıda IV. bölümde görüleceği üzere, uygulamadaki pek çok ret kararının gerekçesi tam olarak budur.

III. Hukuki Nitelik: Nispi (Mevsuf) Muvazaa

Muvazaa, öğretide ve uygulamada mutlak ve nispi olmak üzere ikiye ayrılır. Mutlak muvazaada taraflar hiçbir hukuki işlem yapmayı istemezler, yalnızca görünüşte bir işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar. Nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler; ancak onu gizlemek amacıyla başka bir işlemin kurulduğu görünümünü yaratırlar.

Muris muvazaası nispi (mevsuf, vasıflı) muvazaa türüdür. Mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve taşınmazını devretmek istemektedir; devir iradesi samimidir. Gizlenen, devrin karşılıksız olduğu, yani işlemin niteliğidir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 25.12.2025, E.2025/2117, K.2025/6265

“… Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir ...”

Muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran unsur, işlemin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmış olmasıdır. Bu amaç yoksa, devir bedelsiz olsa dahi, muris muvazaası ve dolayısıyla 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanamaz. Hukuk Genel Kurulu bu noktayı kurumun ayırt edici ölçütü olarak koymaktadır:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.06.2023, E.2021/947, K.2023/615

“… Bu nedenle, miras bırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır ....”

Muvazaalı sözleşme başlangıçtan itibaren geçersizdir ve taraflar için alacak ya da borç doğurmaz. Hukuk Genel Kurulu'nun vurguladığı üzere, muvazaa nedeniyle geçersiz olan bir sözleşme belirli bir zamanın geçmesi, muvazaa sebebinin ortadan kalkması, tarafların sözleşmeye icazet vermesi, hatta sözleşme hükümlerini fiilen yerine getirmeleri ile de geçerli hâle gelmez. Bu tespit, aşağıda XIII. bölümde ele alınacak "süreye tabi olmama" sonucunun da temelidir.

IV. İçtihadı Birleştirme Kararı'nın Uygulama Alanı

Uygulamada davaların önemli bir bölümü esasa hiç girilmeden, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın somut olayda uygulanamayacağı gerekçesiyle reddedilmektedir. Bu nedenle dava açılmadan önce yapılması gereken ilk kontrol, olayın kararın kapsamına girip girmediğidir.

1. İki zorunlu koşul

Hukuk Genel Kurulu, kararın uygulanabilmesini iki koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlamaktadır:

  • Dava konusu yapılan taşınmazların muris adına tapuda kayıtlı olması
  • Satış işleminin tapu sicil müdürlüğünde resmî memur huzurunda yapılmış olması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.11.2022, E.2020/570, K.2022/1472

“… 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanabilmesi için; dava konusu yapılan taşınmazların muris adına tapuda kayıtlı olması, satış işleminin tapu sicil müdürlüğünde resmî memur huzurunda yapılmış olması gerekir. Ancak bu iki koşulun varlığı hâlinde sözü edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı söz konusu olabilecektir ...”

İkinci koşul bakımından Hukuk Genel Kurulu önemli bir yumuşatma yapmıştır: aranan şey, mirasbırakanın bizzat tapu memurunun önüne giderek beyanda bulunması değildir. "Her ne biçimde ve her ne yolla olursa olsun" murisin iradesinin resmî memura ulaştırılması ve bu iradenin tapudaki muvazaalı devir işlemine esas olması yeterlidir. Kurul'un ifadesiyle, iradenin hangi vasıta ile değil hangi amaçla tapu memuru önüne geldiği önemlidir. Bu nedenle vekil aracılığıyla yapılan devirler de, vekilin murisin talimatıyla hareket ettiği hâllerde, kapsam içindedir.

2. Kapsam dışında kalan hâller

Aşağıdaki durumlarda, mal kaçırma amacı ispatlansa dahi muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası dinlenmez:

  • Gizli bağış (nam-ı müstear): Mirasbırakanın bedelini bizzat ödeyerek üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazı, doğrudan yarar sağlamak istediği kişi adına tescil ettirmesi. Burada murise ait bir tapu kaydı ve murisin yaptığı bir temlik yoktur.
  • Doğrudan (açık) bağış: Mirasbırakanın tapuda kayıtlı taşınmazını, bağış iradesini gizlemeksizin, resmî senette de bağış (hibe) olarak göstererek karşılıksız devretmesi. Görünürdeki işlem ile gerçek irade örtüştüğünden ortada iptal edilecek bir görünüşteki sözleşme yoktur; mal kaçırma saiki bulunsa dahi muvazaa iddiası dinlenmez, koşulları varsa yalnızca tenkis gündeme gelir.
  • Tapuda kayıtlı olmayan (zilyetlikle elde tutulan) taşınmazlar ile kadastro tespiti sırasında doğrudan başkası adına tespit ettirilen yerler.
  • Taşınırlar: araç, traktör, banka mevduatı gibi malvarlığı değerleri. Karar konusu ve sonucu itibarıyla yalnızca tapulu taşınmazlara ilişkindir.
  • Kesinleşmiş bir mahkeme ilamına dayanılarak yapılan tesciller; örneğin anlaşmalı boşanma protokolünün ilama geçirilmesi suretiyle gerçekleşen devirler.
  • Şirket payı (hisse) devirleri: Ticaret sicilinde kayıtlı limited veya anonim şirket paylarının devri. Tapuda yapılan bir temlik bulunmadığından İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanmaz; istem TBK m. 19'daki genel muvazaa hükümlerine göre incelenir.
  • Kooperatif üyeliğine dayalı edinim: Taşınmazın mirasbırakandan devir alınarak değil, kooperatif üyeliğine dayanılarak ferdileşme yoluyla edinilmesi. Ortada mirasbırakanın yaptığı bir temlik yoktur.
  • Ölüme bağlı tasarruflar: Vasiyetname ve miras sözleşmesi. Karar sağlararası temliki tasarrufları konu aldığından, ölüme bağlı tasarrufta yol TMK m. 557'de sınırlı sayıda sayılan sebeplere dayalı iptal davası veya tenkistir.
  • Aile ve usul hukukunu ilgilendiren sözleşmeler: Mirasın reddi, evlat edinme ve boşanmanın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar. Bu işlemlere resmî memurun veya hâkimin iradesi katıldığı ve taraflar sözleşmeyi istedikleri anda ortadan kaldıramadıkları için muvazaadan söz edilemez.

Gizli bağış bakımından Daire'nin güncel uygulaması nettir:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 13.02.2025, E.2024/261, K.2025/612

“… Murisin gerçekte bedelinin ödeyip üçüncü kişiden satın aldığı taşınmazları mirastan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak tapu siciline yarar sağlamak istediği kişi adına tescil ettirmesi hâlinde, diğer bir deyişle bedeli ödenerek "gizli bağış" şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının bağlayıcılığı yoktur. Bunun yanı sıra, karara yorum yoluyla gizli bağış iddialarına yönelik olarak uygulama imkânı sağlanamayacağı; koşulları var ise tenkis istenebileceği ... Hukuk Genel Kurulu'nun ... kararlarında belirtilmiş; Dairenin yargısal uygulaması da bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır ...”

Bu ret, mirasçıyı tümüyle çaresiz bırakmaz. Kararda da işaret edildiği gibi koşulları varsa tenkis istenebilir. Ancak tenkis, muris muvazaasından farklı olarak hak düşürücü süreye tabidir ve yalnızca saklı paylı mirasçılara tanınmıştır. Bu nedenle gizli bağış iddiasının bulunduğu dosyalarda tenkis talebinin dava dilekçesinde terditli olarak ileri sürülmemiş olması, çoğu zaman telafisi güç bir kayıptır.

Yukarıdaki kararda, davacıların yargılama süresince tenkis talepleri bulunmadığı ayrıca vurgulanarak ret kararı onanmıştır.

Doğrudan (açık) bağış bakımından ayrımın kaynağı, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın konusudur. Karar, mirasbırakanın gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu memuru huzurunda iradesini satış doğrultusunda açıklaması hâlini düzenler; yani gizlenen bir bağışı, görünürdeki bir satışın arkasında arar. Mirasbırakan bağış iradesini gizlemeyip taşınmazı resmî senette de hibe olarak devretmişse, görünürdeki işlem ile gerçek irade örtüşür ve nispi muvazaanın zorunlu unsuru olan “görünüşteki işlem – gizli işlem” ayrışması doğmaz. Ortada iptal edilecek bir görünürdeki sözleşme bulunmadığından, temlik mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmış olsa dahi muvazaa nedeniyle iptali istenemez. Mirasçının elindeki araç tenkistir: TMK m. 565/4 uyarınca mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık kazandırmalar tenkise tabidir ve talep TMK m. 560-571 çerçevesinde incelenir. Bağışın mirasta denkleştirmeye konu edilebilmesi ise ayrıca kazandırmanın miras payına mahsuben yapıldığının davacı tarafça kanıtlanmasını gerektirir; karşılıksız bağış amacıyla yapılan kazandırma denkleştirmeye tabi değildir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 18.01.2024, E.2023/5832, K.2024/471

“… Böylesi bağış yoluyla yapılan temliki işlemin koşulları varsa ancak Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 560 ilâ 571 inci maddeleri arasında öngörülen tenkis davasına konu edilebileceği, bağış yoluyla gerçekleştirilen temliklerde muvazaa olgusunun dinlenemeyeceği açık olup esasen bu husus Mahkemenin de kabulündedir …”

Daire'nin güncel uygulaması da aynı doğrultudadır. 1. Hukuk Dairesi'nin 03.11.2025 tarihli ve E.2024/5185, K.2025/4838 sayılı kararında; mirasbırakanın 897 parsel sayılı taşınmazının tamamını 11.09.2019 tarihinde davalı torununa bağış suretiyle temlik ettiği olayda, bağışla devredilen taşınmaz yönünden 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulama yeri bulunmadığı, karşılıksız bağış amacıyla yapılan kazandırmanın miras payına mahsuben verilmediği için denkleştirmeye de tabi olmayacağı, terditli tenkis istemi bakımından ise temlikin ölümden bir yıldan daha önce gerçekleşmesi nedeniyle saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacının davacı tarafça ispatı gerektiği ve bu amacın kanıtlanamadığı gerekçesiyle verilen ret kararı oy birliğiyle onanmıştır.

Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazlar ile kadastro tespiti sırasında doğrudan başkası adına tespit ettirilen yerler bakımından ölçüt, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın birinci zorunlu koşuludur: temlike konu taşınmazın mirasbırakan adına tapuda kayıtlı olması gerekir. Tapusuz taşınmaz menkul hükmünde olup mülkiyeti teslimle geçtiğinden, tapu memuru önünde açıklanmış bir satış iradesi ve dolayısıyla iptali istenebilecek resmî bir sözleşme yoktur. Kadastro tespitinde tapu kaydının doğrudan başkası adına oluşması hâlinde de mirasbırakan ile davalı arasında devri sağlayan bir sözleşme ilişkisi değil, tespit tutanağına geçen tek taraflı bir beyan bulunur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 05.03.2026, E.2026/1103, K.2026/1774

“… temyiz konusu … parsel sayılı taşınmazların kadastro çalışmalarında senetsizden davalı adına tespit edildiği, taşınmazların bir kısmının muris tarafından hibe veya satış ile zilyetliğin devri suretiyle davalı adına tespit edilmesinin veya murisin tespit tutanağında devre muvafakat ettiğine ilişkin beyanın bulunmasının sonuca etkili olmadığı, 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı mirasbırakanın tapulu taşınmazları bakımından uygulanabileceği tapusuz taşınmazlar menkul hükmünde olduğundan ve teslimle mülkiyet geçeceğinden, bu tür taşınmazlar bakımından 1974 tarihli İBK'nın uygulama alanı bulunmadığı …”

Kararın iki pratik sonucu vardır: Mirasbırakanın zilyetliği hibe veya harici satışla devretmiş olması sonucu değiştirmez; tespit tutanağındaki muvafakat beyanı da tapuda yapılmış bir temlik yerine geçmez. Tapusuz taşınmazlarda uyuşmazlık zilyetlik hükümlerine göre çözülür ve devir her türlü delille kanıtlanabilir. Kadastro tespitinden önceki bir nedene dayanılıyorsa ayrıca 3402 sayılı Kanun m. 12/3'teki on yıllık hak düşürücü süre gündeme gelir.

Taşınırlar bakımından kapsam dışılık, istemin tümüyle kapandığı anlamına gelmez. İçtihadı Birleştirme Kararı konusu ve sonucu itibarıyla yalnızca tapulu taşınmazlara ilişkin olduğundan araç, traktör veya banka mevduatı yönünden uygulanamaz; ancak muvazaalı işlemin bağlayıcı bir hukuki sonuç doğurmayacağı TBK m. 19'da genel bir ilke olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle taşınır malvarlığı değerlerine ilişkin talep, muris muvazaası içtihadı yerine genel muvazaa hükümleri çerçevesinde incelenir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 25.09.2025, E.2024/171, K.2025/4037

“… dava konusu olan minibüs menkul mal niteliğinde olup muris muvazaasıyla ilgili 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının tapulu taşınmazların satışıyla ilgili ve konusuyla sınırlı olması nedeniyle uyuşmazlık konusu olayda uygulama yeri olmadığı, ancak muvazaalı işlemin bağlayıcı bir hukuki sonuç doğurmayacağının da Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. maddesinde genel bir ilke olarak düzenleme altına alındığı, genel muvazaa ilkelerine göre dava konusu araç yönünden tüm dosya içeriğinin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği …”

Aynı kararda Daire, yalnızca araca ilişkin talebin temyiz edilmiş olması karşısında, TBK m. 19'a dayalı muvazaa istemlerinin temyiz incelemesinin Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun iş bölümüne ilişkin 26.06.2025 tarihli ve 2025/1 sayılı kararı uyarınca 12. Hukuk Dairesi'ne ait olduğunu belirterek dosyayı ilgili daireye göndermiştir. Uygulama sonucu: taşınırlara ilişkin talebi TBK m. 19'a dayandırarak ayrıca kurmak, tapulu taşınmaz ile taşınırın aynı dosyada birleşmesi halinde de görev ve temyiz mercii ayrımını gözetmek gerekir.

Anlaşmalı boşanma protokolüne dayalı devir bakımından ise Hukuk Genel Kurulu, murisin hakim önündeki kabul beyanını ve kesinleşmiş mahkeme kararı uyarınca yapılan tescil işlemini "sanki tapu sicil memuru huzurunda yapılan bir devir işlemi gibi kabul etmek mümkün değildir" diyerek davanın reddi gerektiğine hükmetmiştir. Kararın oy çokluğuyla alındığını ve azınlıkta kalan görüşün, iptali istenen işlemin boşanma kararı değil tarafların kendi iradeleriyle belirledikleri mal paylaşımı olduğunu savunduğunu belirtmek gerekir. Bu, halen tartışmaya açık bir alandır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.11.2022, E.2020/570, K.2022/1472

“… Somut olayda murisin boşanma protokolü uyarınca yaptığı hâkim önündeki kabul beyanını ve kesinleşmiş bu mahkeme kararı uyarınca yapılan tescil işlemini de sanki tapu sicil memuru huzurunda yapılan bir devir işlemi gibi kabul etmek mümkün değildir. Zira somut olay biçim koşulu yönünden tamamen farklılık göstermektedir. Bir başka deyişle, anılan İçtihadı Birleştirme Kararının somut olayda uygulanma olanağı bulunmadığından, mahkemece davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmelidir …”

Kararda, mirasbırakan ile davalının anlaşmalı boşanma başvurusu sırasında düzenledikleri protokolde, manevi tazminat karşılığı olarak mirasbırakan adına kayıtlı bağımsız bölümün davalıya devri kararlaştırılmış; protokol ilamın eki sayılarak karara geçirilmiş ve kesinleşen ilam uyarınca tescil yapılmıştır. Hukuk Genel Kurulu, olayın biçim koşulu yönünden İBK'dan tamamen ayrıldığını belirterek tapu iptali ve tescil isteminin reddi gerektiği sonucuna varmış; ancak Özel Daire bozmasında yer almadığı için, terditli tenkis isteminin de değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak direnme kararını bu “değişik gerekçe” ile bozmuştur.

Şirket payı devirleri bakımından ölçüt yine İçtihadı Birleştirme Kararı'nın konusudur: karar, tapuda yapılan temliklerle sınırlıdır. Limited veya anonim şirket payının devri kişisel hakkın temliki niteliğinde olduğundan, tapu memuru önünde açıklanmış bir satış iradesi yoktur ve karar uygulanamaz. Ancak muvazaalı işlemin bağlayıcı sonuç doğurmayacağı TBK m. 19'da genel bir ilke olarak düzenlendiğinden, pay devri genel muvazaa hükümleri çerçevesinde denetlenir. Ticaret siciline resmen yazılan malvarlığı değerlerinin muvazaalı devrinde bu denetim yerleşik uygulamadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 26.01.2023, E.2022/6478, K.2023/571

“… İçtihadı Birleştirme Kararları kapsamları ile sınırlı gerekçeleri ile yol gösterici ve sonuçları ile bağlayıcı kararlar olduğundan, tapuda yapılan temlikler dışındaki işlemler yönünden belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanamaz. Ancak, böyle hâllerde genel muvazaa hükümlerinin uygulanması gerekir. … Mirasçı, sözleşmenin tarafı olmadığından, sözleşmenin muvazaalı olarak yapıldığı iddiası her türlü delille kanıtlanabilir. Özellikle, resmi sicillere bağlı tutulan malların muvazaalı devrinde TBK'nın 19. maddesinin uygulanabileceği ve muvazaa iddiasının araştırılacağı yasal ve yargısal uygulama gereğidir …”

Uygulama açısından üç sonuç: Birincisi, talep muris muvazaası yerine TBK m. 19'a dayandırılmalıdır; İkincisi, mirasçı sözleşmenin tarafı olmadığından muvazaa her türlü delille, tanık dahil, ispat edilebilir; Üçüncüsü, inceleme ölçütleri muris muvazaasındakine benzer biçimde işler. Mirasbırakanın payı satmaya ihtiyacı olup olmadığı, devralanın ödeme gücü ve payın gerçek değeri ile devir bedeli arasındaki oransızlık birlikte değerlendirilir. Daire aynı ilkeyi 20.06.2022 tarihli ve E.2021/9447, K.2022/5293 sayılı kararında da tekrarlamıştır.

Kooperatif üyeliğine dayalı edinimde ise eksik olan, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın varsaydığı temlik ilişkisinin kendisidir. Taşınmaz mirasbırakanın tapulu malı olarak devredilmemiş, davalı kendi kooperatif üyeliğine dayanarak ferdileşme sonucunda malik olmuştur. Mirasbırakandan davalıya yönelen bir temliki tasarruf bulunmadığından, mal kaçırma saiki tartışılmaya bile geçilmeden istem reddedilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 05.03.2024, E.2023/738, K.2024/1802

“… 01.04.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının mirasbırakanın kendi üzerindeki tapulu taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcı olduğu, mirasbırakandan davalılara yapılan bir devrin bulunmadığı, ferdileşmeye esas evraklara göre davalıların kooperatif üyesi olmaları nedeniyle taşınmazları edindikleri, belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararının olayda uygulama yeri bulunmadığı …”

Bu tür dosyalarda belirleyici delil, kooperatifin üyelik ve ferdileşme evrakıdır. Üyelik aidatlarının fiilen mirasbırakan tarafından ödendiği ileri sürülüyorsa iddia, muris muvazaası değil gizli bağış niteliği taşır; bu durumda da İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanmaz ve koşulları varsa yalnızca tenkis istenebilir.

Ölüme bağlı tasarruflar bakımından ayrım, işlemin türündedir. İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın sağlığında tapuda gerçekleştirdiği temliki tasarrufları konu alır; vasiyetname ve miras sözleşmesi ise ölüme bağlı tasarruflardır ve mülkiyet mirasbırakanın ölümüyle geçer. Bu nedenle vasiyetnameye karşı muris muvazaası iddiası ileri sürülemez. Mirasçının yolu, TMK m. 557'de sınırlı sayıda sayılan sebeplere dayalı iptal davası (TMK m. 558) veya saklı payı zedelenmişse tenkistir (TMK m. 560 vd.).

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 27.11.2024, E.2024/86, K.2024/5309

“… ‘Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir: – Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa, – Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa, – Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise, – Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.’ şeklinde düzenlenmiştir. Hükümden de anlaşılabileceği üzere ölüme bağlı tasarrufların iptali, Kanunda sınırlı sayıda düzenlenmiştir …”

Sınırlı sayı ilkesi, muvazaanın bu listede yer almaması sonucunu doğurur. Nitekim Daire, murisin ölüme bağlı tasarrufları ile sağlararası bağış niteliğindeki tasarruflarının koşulları varsa TMK m. 560-571 uyarınca tenkise konu edilebileceğini, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın sınırlı konusuna kapsam dışında kalan bir hususun dahil edilemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay 1. HD, 20.03.2012, E.2011/13461, K.2012/3106). Uygulamada dikkat edilecek nokta, iki davanın süre rejiminin farklı olmasıdır: iptal davası TMK m. 559'daki, tenkis ise TMK m. 571'deki hak düşürücü sürelere tabidir; muris muvazaasının süresizliği burada geçerli değildir.

Son olarak, yukarıda sayılan hallerin bir kısmının ortak teorik dayanağını Hukuk Genel Kurulu ayrıca formüle etmiştir: muvazaanın hiç mümkün olmadığı sözleşmeler ile muvazaanın yapılmasına rağmen dinlenemeyeceği sözleşmeler birbirinden ayrılmalıdır. Resmî memur sözleşmeye kendi iradesini katabiliyor, işlemi onaylayıp onaylamama konusunda takdir yetkisi kullanabiliyorsa, memurun muvazaaya katılması düşünülemeyeceğinden o sözleşmede muvazaa hiç oluşmaz. Aynı sonuç, tarafların sözleşmeyi istedikleri anda ortadan kaldırma yetkisinin bulunmadığı hallerde de geçerlidir. Anlaşmalı boşanma protokolüne dayalı devrin kapsam dışı sayılması da bu ilkenin bir görünümüdür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.11.2022, E.2020/570, K.2022/1472

“… Eğer resmî memur sözleşmeye iradesini katabiliyor ve bu katılma inşai bir nitelik taşıyorsa, gerektiğinde resmî sözleşmeye müdahalede bulunabiliyor, sözleşmeyi onaylayıp onaylamama konusunda takdir hakkını kullanabiliyorsa, bu durumda resmî memurun muvazaaya iştiraki düşünülemeyeceğinden sözleşmede muvazaanın oluşması mümkün değildir. … Bu nedenle kamu hukukunu, usul hukukunu, aile hukukunu ilgilendiren sözleşmelerde örneğin mirasın reddine, evlât edinmeye, boşanmanın fer'i neticelerine ilişkin sözleşmelerde araya resmî memurun iradesi girdiğinden ve taraflar sözleşmeyi istedikleri anda ortadan kaldıramadıklarından muvazaadan söz etme olanağı bulunmamaktadır …”

Bu ölçüt, dava dilekçesi kurulurken kapsam denetiminin sırasını da gösterir: önce işlemin türü (tapuda temlik mi, ölüme bağlı tasarruf mu, sicile tabi başka bir devir mi), sonra işleme resmî bir iradenin inşai biçimde katılıp katılmadığı, en son mal kaçırma saiki incelenir. İlk iki basamakta kapsam dışı kalan bir işlem için mal kaçırma delili toplamak sonuca etkili olmaz; bu hâllerde ya TBK m. 19'a ya da tenkis hükümlerine geçmek gerekir.

V. Mal Kaçırma Kastının Belirlenmesi

1. Yerleşik ölçüt kataloğu

Mal kaçırma amacı bir iç sorundur, doğrudan ispatı çoğu zaman mümkün değildir. Yargıtay bu nedenle, kararlarında neredeyse değişmez bir kalıp hâlinde tekrarlanan bir ölçüt listesi geliştirmiştir:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 25.12.2025, E.2025/2117, K.2025/6265

“… Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile muris arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır ….”

Bu ölçütler bir kontrol listesi gibi işler. Dava dilekçesi hazırlanırken her bir başlığın somut vakıalarla doldurulması, keşif ve bilirkişi taleplerinin bu başlıklara göre kurulması uygulamada belirleyici olmaktadır. Özellikle üzerinde durulması gerekenler şunlardır:

  • Murisin satışa ihtiyacı olup olmadığı: temlik tarihindeki ekonomik durumu, düzenli geliri, başkaca malvarlığı.
  • Davalının alım gücü: temlik tarihindeki geliri, mesleği, banka kayıtları, o tarihte satın alma kapasitesini gösterebilecek her türlü belge.
  • Bedel farkı: tapudaki satış bedeli ile temlik tarihindeki gerçek değer arasındaki oran. Bu, keşif ve bilirkişi incelemesiyle tespit edilir.
  • Beşeri ilişki: murisin davacı ve davalı ile ilişkisinin niteliği, husumet bulunup bulunmadığı, murisin sağlığında kimin yanında kaldığı, ihtiyaçlarıyla kimin ilgilendiği.
  • Murisin sözleri: tanık beyanlarında yer alan, mal kaçırma iradesini gösteren doğrudan ifadeler.
Son unsurun ağırlığını göstermesi bakımından Daire'nin 2025 tarihli az önceki kararı öğreticidir. Dosyada ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi davayı reddetmişken Daire, biri davalı tanığı olan iki tanığın murisin "Kızlara mal vermem, bizde kızlara mal verilmez" ve "Ben ona mal mı vereceğim" biçimindeki sözlerini aktardıklarını, bu beyanlara itibar edilmemesinin isabetsiz olduğunu belirterek kararı bozmuştur.

2. Bedel farkının tek başına yeterliliği sorunu

Uygulamada en sık rastlanan hatalardan biri, tapudaki düşük satış bedelinin tek başına muvazaayı ispatladığı varsayımıdır. Yargıtay bu yaklaşımı istikrarlı biçimde reddetmektedir: satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, muvazaa olgusunu tek başına kanıtlamaya yeterli değildir. Bunun pratik nedeni, ülkemizde tapu harcından kaçınmak amacıyla satış bedelinin düşük gösterilmesinin yaygın bir alışkanlık olması, yani bedel farkının çoğu zaman "bedelde muvazaa"dan kaynaklanmasıdır. Bedelde muvazaa ise devrin bağış olduğunu değil, yalnızca beyan edilen bedelin gerçek olmadığını gösterir.

Bedel farkı, dolayısıyla, diğer ölçütlerle birlikte değerlendirilen bir karine unsurudur. Hukuk Genel Kurulu bu değerlendirme yöntemini "fiili karineler" kavramıyla açıklamaktadır:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.06.2023, E.2021/947, K.2023/615

“… Fiili karineler de denilen bu objektif olgular, tarafların iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında hâkimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam tecrübelerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgili bulunmayan değer hükümleri olarak kabul edilmektedir. Bu fiili karinelerin varlığı tarafın ispat yükünü ortadan kaldırmaz ...”

3. Terekenin bütünü ve temlikin oranı

Değerlendirme, tek bir taşınmazla sınırlı tutulamaz. Mahkemelerin, murisin ölüm tarihi itibarıyla başkaca malvarlığı bulunup bulunmadığını araştırması, temlik edilen değerin terekenin bütünü içindeki oranını belirlemesi gerekir. Murisin geriye kayda değer malvarlığı bırakmış olması muvazaa iddiasını zayıflatır; tüm malvarlığını oluşturan taşınmazların bedelsiz devredilmiş olması ise güçlü bir gösterge sayılır. Nitekim Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/615 sayılı kararında, murisin "tüm malvarlığını teşkil eden" taşınmazlarını bedelsiz devretmesi kabul gerekçelerinin başında sayılmıştır.

VI. Denkleştirme (Paylaştırma) Savunması

Davalıların en sık başvurduğu savunma, murisin mal kaçırmadığı, yalnızca malvarlığını sağlığında çocukları arasında paylaştırdığıdır. Bu savunma kabul edildiğinde dava reddedilir, çünkü paylaştırma iradesi ile mal kaçırma kastı birbirini dışlar.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 07.05.2026, E.2025/5195, K.2026/3770

“… Öte yandan, murisin sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilemeyeceğinden olayda 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur ...”

Ölçüt cümlenin içinde gizlidir ve iki koşulludur: paylaştırma hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde olmalı ve tüm mirasçıları kapsamalıdır. Uygulamada savunma çoğu kez ikinci koşulda başarısız olur. Yukarıdaki kararda Daire, murisin sağ kalan eşine hiçbir yer vermediğini ve davalılar dışındaki mirasçılara verildiği ileri sürülen taşınmazın zaten muris adına kayıtlı kalıp ölümle tüm mirasçılara intikal ettiğini tespit ederek, ortada tüm mirasçıları kapsayan bir paylaştırma bulunmadığı sonucuna varmış ve ret kararını bozmuştur.

Buna karşılık davalıya yapılan temlikin bir karşılığı bulunduğu, örneğin davalının uzun yıllar süren emeği, murise sağladığı ekonomik katkı veya taşınmaz kullanımı karşılığı devredildiği ispatlanabildiğinde işlem ivazlı sayılır ve muvazaadan söz edilemez. Uygulamada "minnet borcu" savunması olarak da anılan bu iddianın somut delillerle desteklenmesi gerekir, soyut bakım iddiası yeterli görülmemektedir.

Davacı bakımından pratik sonuç: Paylaştırma savunmasının önünü kesmenin en etkili yolu, murisin tüm mirasçılarına yaptığı sağlararası kazandırmaların tapu kayıtlarını dosyaya kazandırmak ve her birinin temlik tarihindeki değerini keşfen tespit ettirmektir. Davacıya hiç kazandırma yapılmamış olması ya da yapılan kazandırmanın değer olarak açık biçimde düşük kalması, savunmayı çökerten en güçlü olgudur.

VII. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesiyle Yapılan Temlikler

İçtihadı Birleştirme Kararı ve yerleşik içtihat, gizlenen bağışın yalnızca satışla değil ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle de örtülebileceğini kabul eder. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kural olarak ivazlı (talih ve tesadüfe bağlı) bir sözleşmedir; bu niteliği taşıdığı sürece mal kaçırmadan söz edilemez. Sorun, sözleşmenin gerçekte bir bakım ilişkisi kurmak için değil, devri gizlemek için kullanıldığı hâllerde ortaya çıkar.

Yargıtay bu ayrımı iki ölçütle yapmaktadır: murisin gerçekten bakıma ihtiyacı bulunup bulunmadığı ve devredilen malvarlığının bakım borcunun karşılığı olarak makul sayılabilecek sınırda kalıp kalmadığı. Daire'nin bir bozma kararında bu araştırmanın kapsamı ayrıntılı biçimde gösterilmiştir:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 01.06.2022, E.2022/888, K.2022/4371

“… Hal böyle olunca, mirasbırakan adına ölüm tarihi itibariyle başka taşınmaz olup olmadığının araştırılması, var ise bunların değeri de keşfen saptanarak makul oranın buna göre belirlenmesi, murisin davacı ile dava dışı çocuklarına da taşınmaz temlik edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması ve kayıtlarının getirtilmesi ... toplanan ve toplanacak tüm deliller yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca değerlendirilip mirasbırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir …”

Aynı dosyada bozmadan sonra yapılan araştırma temlikin makul sınırda kaldığını ve sözleşmenin ivazlı olduğunu ortaya koymuş, dava reddedilmiş ve karar onanmıştır. Bu, ölçütün her iki yöne de işlediğini göstermektedir: makul sınırın aşılması muvazaa lehine, aşılmaması ise aleyhine değerlendirilir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı devirlerde ayrıca sözleşmenin şekil şartlarına (TBK m. 612 uyarınca miras sözleşmesi şeklinde) uygunluğu ve bakım borcunun fiilen yerine getirilip getirilmediği de tartışma konusu olabilir. Ancak bunlar muris muvazaasından ayrı hukuki sebepler olduğundan, dilekçede terditli biçimde ve açıkça ileri sürülmeleri gerekir.

VIII. Üçüncü Kişiye Devir, TMK m. 1023 ve Terditli Bedel İstemi

Muvazaalı temlikten sonra taşınmazın el değiştirmesi, uygulamada davanın kaderini belirleyen en kritik gelişmedir. Muvazaalı işlem yolsuz tescil doğurur, ancak tapu siciline iyiniyetle güvenerek ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca korunur. Bu durumda ikinci el malike karşı tapu iptali ve tescil istenemez.

İyiniyetin bulunmadığını ispat yükü davacıdadır ve bu ispat somut olgulara dayanmalıdır. Daire'nin bir kararında, ikinci el maliklerin dava konusu taşınmazlara komşu taşınmaz sahibi olmaları ve devreden ile akrabalıkları bulunması iyiniyeti ortadan kaldıran olgular olarak değerlendirilmiş; ancak sonraki aşamada nüfus kayıtları akrabalık bağını doğrulamayınca ve komşuluk ilişkisinin devir tarihinden önceye uzanmadığı anlaşılınca iyiniyetli kabul edilmişlerdir. Bankadan kredi kullanılması ve bedelin banka aracılığıyla ödenmesi de tek başına iyiniyeti ispatlamaya yetmemekle birlikte, aksi yönde delil bulunmadığında lehe değerlendirilmektedir.

Tapu iptali ve tescil isteminin bu nedenle reddedilmesi hâlinde davacının hakkı bedele dönüşür. Bedel, muvazaalı temliki alan ilk el davalıdan istenir. Daire, hesap ve faiz esaslarını şöyle kurmaktadır:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 09.09.2024, E.2024/3342, K.2024/4653

“… Hal böyle olunca, ... dava konusu taşınmazların 06.12.2010 tarihindeki sulu tarım arazisi olarak belirlenen değerine göre davacının miras payına isabet eden bedelin 06.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, taşınmazların kuru tarla olarak saptanan değeri dikkate alınarak hüküm tesis edilmesi doğru değildir ...”

Karardan çıkan üç sonuç önemlidir:

  • Bedel, davacının miras payına isabet eden kısımdır.
  • Değer, ikinci temlik tarihi itibarıyla belirlenir.
  • Faiz de aynı tarihten işletilir. Ayrıca taşınmazın niteliğinin (sulu/kuru tarım arazisi gibi) doğru saptanması değeri doğrudan etkilediğinden, bilirkişi raporuna bu yönden itiraz edilmesi ihmal edilmemelidir.
Dava dilekçesi kurulurken tapu iptali ve tescil isteminin yanına terditli olarak bedel talebinin eklenmesi, sonradan ortaya çıkabilecek üçüncü kişi devirlerine karşı zorunlu bir tedbirdir. Bedel talebi bulunmayan dosyalarda iyiniyet savunmasının kabulü, davanın tümden reddi sonucunu doğurur.

Bu ihtimallerin dava dilekçesine yansıması, temlik zincirinin kaç halkalı olduğuna göre değişir. Muvazaalı temlik tek ise ve taşınmaz hâlen ilk el davalı adına kayıtlıysa aynen iade hukuken mümkün olduğundan bedel kademesine yer verilmez; iki kademe yeterlidir: tapu iptali ve miras payı oranında tescil, olmadığı takdirde tenkis. Devir riskine karşı korunma bedel talebiyle değil, tapu kaydına konulacak ihtiyati tedbirle sağlanır; yargılama sırasında devir gerçekleşirse HMK m. 125 uyarınca davaya devralana karşı devam edilebilir veya talep tazminata dönüştürülebilir.

Muvazaalı temlikten sonra taşınmaz üçüncü kişiye geçmişse üç kademeli bir kurgu gerekir ve her kademenin muhatabı farklılaşır: tapu iptali ve tescil talebi kayıt maliki olan son el davalıya, bedel ve tenkis talepleri ise muvazaalı temliki alan ilk el davalıya yöneltilir. Talepler farklı davalılara yöneldiğinden aradaki bağ HMK m. 111 anlamında terditli dava değildir; anılan hüküm yalnızca aynı davalıya karşı ileri sürülebilen taleplere ilişkindir. Bunun pratik sonucu, asli talebin usulden reddi hâlinde diğer kalemler için “karar verilmesine yer olmadığına” denilemeyeceği, her kalem hakkında ayrı hüküm kurulması gerektiğidir. Bu nedenle talep sonucunda her kalemin muhatabı ismen gösterilmelidir.

Talep kademesiTek temlik (üçüncü kişiye devir yok)İkinci temlik var (üçüncü kişiye devir)
1. kademeTapu iptali ve miras payı oranında tescil
Hasım: ilk el davalı (kayıt maliki)
Tapu iptali ve miras payı oranında tescil
Hasım: son el davalı (kayıt maliki)
2. kademeTenkis -
Hasım: ilk el davalı
Miras payına isabet eden bedel
Hasım: ilk el davalı
3. kademeKurulmazTenkis -
Hasım: ilk el davalı
Kademeler arası ilişkiTüm talepler aynı davalıya yöneldiğinden HMK m. 111 anlamında gerçek terditli davaTapu iptali ayrı davalıya yöneldiğinden HMK m. 111 kapsamı dışında; bedel ile tenkis kendi aralarında terditli
Devir riskine karşıTapu kaydına ihtiyati tedbir; devir olursa HMK m. 125Tapu kaydına ihtiyati tedbir; bedel kademesi zaten kurulmuş olur

Bu kurgunun gözden kaçan bir maliyeti vardır. Tapu iptali ve tescil talebi son el malikin iyiniyeti nedeniyle reddedilirse, kendisini vekille temsil ettiren bu davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilir ve ücret davacıdan alınır. Davanın bedel kademesinde kazanılmış olması bu sonucu değiştirmez; vekâlet ücreti her davalı bakımından o davalıya ilişkin sonuca göre belirlenir. Buna karşılık her iki davalı da aynı sebeple, yani muvazaanın ispatlanamaması nedeniyle kazanmışsa, ayrı ayrı vekillerle temsil edilseler dahi tek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 25.11.2025, E.2024/908, K.2025/5357

“… lehlerine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilen davalı ... ve ... her ne kadar kendilerini ayrı ayrı vekillerle temsil ettirmişler ise de ret sebebi ortak olan ve davayı avukatları aracılığı ile takip eden anılan davalılar yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2. maddesi uyarınca tek bir avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde her bir davalı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının doğru olmadığı”

Vekâlet ücreti riski, son el malike husumet yöneltilip yöneltilmeyeceğine ilişkin kararı baştan vermeyi gerektirir. Son el malikin iyiniyetli olduğu dosya kapsamından baştan belliyse, tapu iptali kademesi kurulmayarak doğrudan ilk el davalıdan bedel, olmadığı takdirde tenkis istenmesi de mümkündür; bu durumda talep, tek davalıya karşı iki kademeye iner.

Bu noktada uygulamada en çok tereddüt yaratan soru, son el malikin iyiniyeti nedeniyle reddedilen tapu iptali ve tescil isteminde onun lehine hükmedilecek ücretin nispi mi maktu mu olacağıdır. Ayrım, redde esas alınan gerekçenin niteliğinde yatar. Tapu iptali ve tescil davası taşınmazın aynına ilişkindir; konusu para ile değerlendirilebilen bir davadır. İstem esastan reddedildiğinde, kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine dava değeri üzerinden nispi vekâlet ücretine hükmedilir. Buradaki dava değeri taşınmazın tamamının değeri değil, keşfen belirlenen değerin davacı mirasçının miras payına isabet eden kısmıdır; harç ikmali de bu değer üzerinden yapılmış olmalıdır. İyiniyet savunmasının kabulü esasa ilişkin bir ret sebebidir; bu nedenle sonuç nispi ücrettir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 30.09.2025, E.2025/3640, K.2025/4110

“… eldeki davanın tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde ise bedel isteğiyle açıldığı, davanın reddine karar verilmekle davalı … yönünden bedel isteğinin de reddedilmiş olduğu, buna göre davanın reddi nedeniyle (dava konusu taşınmazın değeri üzerinden ve harç ikmali de yapıldığı gözetilerek) davalı … lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücreti verilmesi doğru değildir …”

Kararda Daire, maktu ücret takdirini bozma sebebi saymış; ancak yeniden yargılama gerektirmediğinden hükmü düzelterek onamıştır. Aynı ilke, muris muvazaası bağlamında dava değerinin belirlenmesi yönünden de vurgulanmıştır: dava değeri, taşınmazın keşfen belirlenen değerinin davayı açan mirasçıların miras paylarına isabet eden kısmıdır ve esastan ret hâlinde davalı lehine bu değer üzerinden nispi ücret takdir edilir (1. HD, 28.04.2016, E.2014/16563, K.2016/5229).

Nispi kuralın iki istisnası vardır. Birincisi, hesaplanan nispi ücretin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ndeki maktu ücretin altında kalması hâlidir; bu durumda Tarife'nin 13. maddesi uyarınca maktu ücrete hükmedilir. Miras payı küçük olan davacıların açtığı davalarda bu ihtimal sık gerçekleşir. İkincisi, davanın esastan değil usulden reddedilmesi ya da görülebilirlik şartının yokluğu nedeniyle dinlenememesidir; bu hâllerde uyuşmazlık esası incelenmediğinden maktu ücret takdir edilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 17.11.2021, E.2021/4285, K.2021/6867

“… tapu iptali ve tescil davaları gayri menkulün aynına ilişkin olduğundan, dava değeri taşınmazın keşfen bilirkişi marifetiyle belirlenen zemin değeri olup, pay oranında açılan davalarda dava değerinin, çekişmeli taşınmazda dava edilen paya karşılık gelen değer olduğu gözetilerek, bu değer üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. … davanın reddi nedeniyle bu miktar üzerinden hesap edilecek nispi vekalet ücreti, maktu vekalet ücretinin altında kaldığından karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13. maddesi uyarınca, davalı lehine maktu vekalet ücreti takdir edilmesi gerek[ir] …”

Pratik sonuç: son el malike husumet yöneltilecekse, iyiniyet savunmasının kabul edilmesi hâlinde davacının üstleneceği yük, taşınmazın miras payına isabet eden değeri üzerinden hesaplanacak nispi ücrettir. Bu, yüksek değerli taşınmazlarda ciddi bir tutar olabilir ve dava dilekçesi kurulurken kademe tercihini doğrudan etkiler. Buna karşılık dava usulden reddedilirse veya nispi hesap maktunun altında kalırsa risk maktu ücretle sınırlıdır.

IX. Tenkis Davasıyla İlişkisi ve Terditli Dava

Muris muvazaası ile tenkis, sıklıkla karıştırılan fakat şartları, tarafları ve sonuçları farklı iki kurumdur. Farklar şöyle özetlenebilir: muris muvazaası saklı paylı olsun olmasın tüm mirasçılara açıktır, herhangi bir süreye tabi değildir ve kabulü halinde tapu kaydının iptaline yol açar. Tenkis ise yalnızca saklı payı zedelenen mirasçılara tanınmıştır, hak düşürücü süreye tabidir ve kazandırmayı tümüyle geçersiz kılmaz, yasal sınıra çeker.

Türk Medeni Kanunu m. 571/1 — Hak düşürücü süre

Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer.

Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve hakim tarafından yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır. Muris muvazaası davasının süreye tabi olmaması, terditli tenkis talebini bu süreden kurtarmaz. Bu nedenle tenkis talebi de zamanında ileri sürülmelidir.

22.05.1987 tarihli ve 1986/4 E, 1987/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca iki talep birlikte kademeli olarak ileri sürülebileceği gibi, tenkis davası açıldıktan sonra ayrı bir dilekçeyle muvazaa davası da açılabilir. Terditli açıldığında inceleme sırası bellidir:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.11.2022, E.2020/570, K.2022/1472

“… Muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası ile tenkis davası terditli olarak açılabilir. Bu durumda öncelikle daha kapsamlı olan muvazaa iddiasının araştırılıp değerlendirilmesi ve sonucuna göre tenkis isteğinin incelenmesi gerekmektedir ...”

Tenkis incelemesine sıra geldiğinde mahkemenin izleyeceği yöntem de içtihatla ayrıntılı biçimde belirlenmiştir: terekenin aktif ve pasifi belirlenerek net tereke bulunur, mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirme yapılır (TMK m. 565), saklı paya tecavüz edilip edilmediği bu rakam üzerinden hesaplanır (TMK m. 564), tasarruf oranı aşılmışsa sabit tenkis oranı belirlenir ve taşınmazın bu oranda bölünüp bölünemeyeceği araştırılır. Bölünemiyorsa 11.11.1994 tarihli ve 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davalıya tercih hakkı sorulur ve karar tarihindeki rayice göre belirlenecek değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak nakdin ödetilmesine karar verilir.

Bu yöntem, uygulamada sekiz adımlı bir hesap dizisi hâlinde işler:

AdımNe yapılırDayanak
1. AktifÖlüm tarihindeki malvarlığı ile iadeye ve tenkise tabi sağlararası kazandırmalar toplanırTMK m. 565
2. PasifMurisin borçları, cenaze giderleri, defter tutma ve mühürleme masrafları, birlikte yaşayanların üç aylık geçim gideri düşülürTMK m. 507
3. Net terekeAktiften pasif indirilir; değerleme mirasın açıldığı (ölüm) tarihi fiyatlarıyla yapılırYerleşik içtihat
4. Saklı payAltsoy için yasal miras payının yarısı; ana ve babadan her biri için dörtte biri; sağ kalan eş için altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte payının tamamı, diğer hâllerde dörtte üçüTMK m. 506
5. Tasarruf sınırıNet terekeden saklı paylar düşülerek tasarruf edilebilir kısım bulunur; aşılmışsa tenkis gündeme gelirTMK m. 505 vd.
6. Tenkis sırasıÖnce ölüme bağlı tasarruflar, sonra sağlararası kazandırmalar tenkis edilir; davalı saklı paylı mirasçıysa yalnızca kendi saklı payını aşan kısımla sorumludurTMK m. 570, m. 561
7. Sabit tenkis oranıDavalıya yapılan fazla teberru, tasarrufun tüm değerine bölünerek oran bulunurTMK m. 564
8. SonuçTaşınmaz bu oranda bölünebiliyorsa bağımsız bölüm hâlinde tescile; bölünemiyorsa davalıya tercihi sorularak taşınmazın karar tarihindeki rayicinin sabit tenkis oranıyla çarpımı kadar bedelin ödetilmesine karar verilirTMK m. 564; YİBK 11.11.1994, E.1994/4, K.1994/4
Son adımdaki değerleme tarihi uygulamada sık hata kaynağıdır. Sabit tenkis oranı ölüm tarihindeki değerler üzerinden bulunur; ancak bu oranla çarpılacak olan değer, taşınmazın karar tarihindeki veya karar tarihine en yakın tarihteki rayicidir. Oranın ölüm tarihi değeriyle çarpılması, uzun süren yargılamalarda alacağı önemli ölçüde eritir ve bozma sebebidir.

Kapsam dışında kalan hallerin ortak sonucu, tenkisin çoğu zaman mirasçının elinde kalan tek hukuki araç olmasıdır. Bu nedenle tenkis, muris muvazaası davasının yalnızca yedek kademesi değil; kapsam denetimini geçemeyen dosyalarda esas taleptir. Ancak her kapsam dışı hâl otomatik olarak tenkise yol vermez: tenkise tabi kazandırmalar TMK m. 565'te sınırlı sayıda sayılmıştır ve mirasbırakan tarafından yapılmamış bir işlem tenkise konu edilemez. Aşağıdaki tablo, IV.2'de sayılan hâllerin tenkis bakımından durumunu göstermektedir.

Kapsam dışı hâlTenkis yoluKoşul ve dayanak
Gizli bağış (nam-ı müstear)AçıkBedelin muris tarafından ödendiği ispatlanırsa kazandırma sağlararası bağıştır; TMK m. 565/4
Doğrudan (açık) bağışAçıkSaklı pay kurallarını etkisiz kılma amacının ispatı gerekir; TMK m. 565/4
Tapusuz taşınmaz, kadastro tespitiSınırlıZilyetlik devri kazandırma sayılabiliyorsa TMK m. 565; tespit tutanağındaki tek taraflı beyan kazandırma değildir
Taşınırlar (araç, mevduat)AçıkTMK m. 565 kapsamında kazandırma; ayrıca TBK m. 19 ile iptal istenebilir
Kesinleşmiş ilama dayalı tescilAçıkTapu iptali reddedilse dahi terditli tenkis ayrıca incelenmelidir; HGK 09.11.2022
Şirket payı devriAçıkAsıl talep TBK m. 19'a dayanır; tenkis terditli olarak kurulur
Kooperatif üyeliğine dayalı edinimSınırlıAidatları muris ödemişse gizli bağış niteliği doğar ve tenkis gündeme gelir
Ölüme bağlı tasarruflarAçıkTMK m. 570 uyarınca sağlararası kazandırmalardan önce tenkis edilir
Aile ve usul hukuku sözleşmeleriDuruma göreİşlem mirasbırakan yönünden karşılıksız kazandırma niteliği taşıyorsa TMK m. 565

Tablodaki “sınırlı” ve “duruma göre” kayıtlarının nedeni aynıdır: tenkis, mirasbırakanın kendi malvarlığından yaptığı bir kazandırmayı gerektirir. Kadastro tespit tutanağına geçen tek taraflı muvafakat beyanı ya da davalının kendi kooperatif üyeliğine dayanan edinim, mirasbırakanın kazandırması değildir; bu hallerde tenkis de dinlenmez. Buna karşılık kazandırma varsa, kapsam dışılık tenkise engel olmaz. Uygulamada gözden kaçan ikinci nokta ise davacı sıfatıdır: muris muvazaası saklı paylı olsun olmasın tüm mirasçılara açıkken, tenkis yalnızca saklı paylı mirasçılara tanınmıştır. Kapsam dışı bir halde tenkise yönelen mirasçı saklı paylı değilse talep esastan değil usulden reddedilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 30.09.2025, E.2024/4229, K.2025/4104

“… dava konusu taşınmaz bağış suretiyle devredildiğinden somut olayda İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı, bu suretle muris muvazaası hukuki nedenine dayalı davanın reddine, davacılar saklı pay mirasçıları arasında olmadığından tenkis talebi yönünden ise davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı …”

Karar, kapsam dışı hallerde dava kurgusunun iki basamaklı bir süzgeçten geçtiğini gösterir: önce işlemin İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında olup olmadığı, sonra tenkis bakımından davacının saklı paylı mirasçı olup olmadığı. Murisin kardeşi ya da yeğeni gibi saklı paylı olmayan mirasçılar için kapsam dışı bir temlikte fiilen hiçbir yol kalmaz; bu dosyalarda TBK m. 19'a dayanılabilecek bir işlem türü bulunup bulunmadığı baştan değerlendirilmelidir. Tenkisin hak düşürücü süresi (TMK m. 571) muris muvazaasının süresizliğinden bağımsız işlediğinden, terditli talep mutlaka dava dilekçesinde kurulmalıdır.

X. Sınır Konular: Ehliyetsizlik, Vekâlet ve Kadastro

1. Ehliyetsizlik iddiasıyla birlikte açılan davalar

Uygulamada tapu iptali ve tescil davaları sıklıkla önce ehliyetsizlik, olmadığı takdirde muris muvazaası, bu da olmazsa tenkis biçiminde terditli olarak açılmaktadır. Ehliyetsizlik kamu düzenine ilişkin olduğundan öncelikle incelenmesi, gerekli araştırmanın (Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu raporu dahil) tamamlanması gerekir. Bu tür davalarda uygulanacak hukuki çerçeve Türk Medeni Kanunu'nun 9, 10, 13 ve 15. maddeleri ile 409. maddesinin ikinci fıkrası ve 11.06.1941 tarihli, 4/21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır.

Sıralamanın pratik önemi şudur: ehliyetsizlik kabul edilirse işlem baştan geçersiz olacağından tapu kaydı doğrudan mirasbırakan adına iade edilir ve muvazaa tartışmasına girilmesine gerek kalmaz.

2. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından ayrımı

Devir, murisin verdiği vekâletnameye dayanarak vekil eliyle yapılmışsa iki farklı hukuki sebep gündeme gelir. Vekil, murisin talimatı doğrultusunda ve murisin mal kaçırma iradesini gerçekleştirmek üzere hareket etmişse muris muvazaası söz konusudur. Buna karşılık vekil, vekâlet görevini kendi ya da yakınlarının yararına, vekil edenin iradesine aykırı biçimde kullanmışsa vekâlet görevinin kötüye kullanılması hükümleri uygulanır.

Ayrımın sonuçları ağırdır. Daire'nin 2026 tarihli kararına konu dosyada, murisin vekili olan davalıya karşı muris muvazaasına dayalı tazminat istenmiş; taşınmazlar davalıya değil üçüncü kişilere devredilmiş olduğundan, "murise vekaleten temlik yapan vekile karşı muris muvazaasına dayalı olarak açılan tazminat davasının dinleme imkanı bulunmadığı" gerekçesiyle dava tümden reddedilmiştir. Davacının yargılama sırasında vekâlet görevinin kötüye kullanılmasına dayanma çabası ise iddianın genişletilmesi yasağına takılmış; ıslah ya da karşı tarafın açık muvafakati bulunmadığından dinlenmemiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 03.02.2026, E.2025/5723, K.2026/603

“… davacı vekilinin dava dilekçesinde muris muvazaasına dayandığı, 21.05.2021 tarihli dilekçesindeki vekalet görevinin kötüye kullanıldığına ilişkin iddiasının ‘İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi’ yasağı kapsamında kaldığı, davacı tarafça bu yöne ilişkin yapılmış bir ıslah ya da karşı tarafın açık muvafakatinin de bulunmadığı, davanın vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı olduğunun kabul edilemeyeceği, taşınmazların murise vekaleten davalı … tarafından davaya dahil edilen … ve …'e satış suretiyle devredildiği, davalı …'a muris tarafından yapılan bir temlik bulunmadığı, murise vekaleten temlik yapan vekile karşı muris muvazaasına dayalı olarak açılan tazminat davasının dinleme imkanı bulunmadığı gözetilerek davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği …”

Olayda mirasbırakan, 22.01.2007 tarihli düzenleme şeklinde genel vekâletname ile davalıyı vekil tayin etmiş; vekil, 1058 parsel sayılı taşınmazı eşine, 547 parsel sayılı taşınmazdaki payın tamamını bir başka üçüncü kişiye satış suretiyle devretmiştir. Davacı mirasçı, muris muvazaası nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemiyle vekil aleyhine dava açmış; taşınmazlar davalı adına kayıtlı olmadığından tapu iptali ve tescil talebi ile dahili davalılara yönelik istem pasif husumet yokluğundan reddedilerek kesinleşmiştir. Yerel mahkemenin terditli bedel istemini kabul eden kararları Daire tarafından iki kez (09.07.2020 ve 29.05.2024 tarihli ilamlarla) bozulmuş; direnme olarak adlandırılan hüküm, Hukuk Genel Kurulu'nun 24.01.2024 tarihli ve E.2022/1-748, K.2024/19 sayılı kararıyla gerçek bir direnme değil yeni hüküm sayılarak inceleme görevi Özel Daire'ye bırakılmıştır. Bozmaya uyularak verilen tümden ret kararı 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle onanmıştır.

3. Kadastro tespiti ve 3402 sayılı Kanun m. 12/3

Muris muvazaası davalarının süreye tabi olmaması kuralının önemli bir istisnası vardır. Mirasbırakan kadastro tespitinden önce ölmüşse, mirasçıların açacağı davanın kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde açılması zorunludur.

3402 sayılı Kadastro Kanunu m. 12/3

Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.

Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve taraflarca ileri sürülmese bile mahkemece kendiliğinden gözetilir. Buna karşılık mirasbırakan kadastro tespitinden sonra ölmüşse dava hakkı ölümle doğduğundan on yıllık süre uygulanmaz. Ayrıca kadastro tespitinden önce taşınmaz tapuda kayıtlı değilse ve tespit tutanağında devir "bağış" olarak gösterilmişse, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulama yeri bulunmadığından muvazaa iddiası ayrıca dinlenmez.

XI. Dava Açabilecekler, Açamayacaklar ve Davalı Sıfatı

1. Davacı sıfatı

İçtihadı Birleştirme Kararı dava hakkını "saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılara" tanımıştır. Yasal mirasçılar yanında atanmış mirasçılar da bu kapsamdadır. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında kaldıklarından üçüncü kişi konumundadırlar; bunun ispat hukuku bakımından sonucu XIII. bölümde ele alınmaktadır.

2. Mirastan feragat, muvafakat ve doğmamış haktan feragat

Mirastan feragat sözleşmesi (TMK m. 528) usulüne uygun biçimde (miras sözleşmesi niteliğinde olduğundan resmî vasiyetname şeklinde) düzenlenmişse, feragat eden mirasçılık sıfatını kaybeder ve muris muvazaasına dayalı dava açamaz. Buna karşılık uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve mirastan feragat sözleşmesi niteliği taşımayan "muvafakatname" ya da "hak talep etmeyeceğime dair beyan" başlıklı belgeler bakımından durum tartışmalıdır.

Daire'nin çoğunluk görüşü, dava hakkının mirasbırakanın ölümüyle doğduğu ve doğmamış bir haktan vazgeçilemeyeceği yönündedir:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 07.02.2022, E.2021/1023, K.2022/805

“… Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davası açma hakkı, mirasbırakanın ölümüyle doğan bir hak olup, doğmamış bir haktan vazgeçilmesi de mümkün değildir ...”

Aynı kararda karşı oy yazan üye ise, imzası inkâr edilmeyen ve mirasçıların "satışların bilgileri dâhilinde olduğunu, itirazlarının bulunmadığını ve hak iddiasında bulunmayacaklarını" beyan ettikleri belgelerin içeriklerinin mirasçıları bağlayacağını, düzenleme tarihinde mirasbırakanın sağ olmasının sonuca etkili olmadığını savunmuş ve Daire'nin aksi yöndeki emsal kararlarına atıf yapmıştır. Bu nedenle, mirasçının sağlığında verdiği muvafakat belgesinin etkisi hâlen kesin biçimde çözülmüş sayılmamalıdır. Belgenin düzenleniş şekli, içeriği ve iradeyi sakatlayan bir hal bulunup bulunmadığı her olayda ayrıca tartışılmalıdır.

3. Mirasçının alacaklısı

Mirasçının alacaklısı, borçlusu olan mirasçının yerine geçerek muris muvazaasına dayalı dava açamaz. Daire, İcra ve İflas Kanunu'nun 94. maddesinin ikinci fıkrasındaki yetkinin bu davaları kapsamadığını, İçtihadı Birleştirme Kararı'nın dava hakkını mirasçılara tanıdığını belirterek alacaklının bu talepte bulunamayacağına hükmetmiştir. Alacaklının yolu tenkistir; ancak bu da TMK m. 562'deki ihtar koşuluna bağlıdır ve bu ihtar, Hukuk Genel Kurulu'nun 14.10.2021 tarihli ve 2020/14-540 E. 2021/1223 K. sayılı kararında belirtildiği üzere özel kanunda düzenlenmiş bir dava şartıdır; tamamlanabilir nitelikte olmayıp dava açıldığı tarihte sağlanmış olması gerekir.

4. Davalı sıfatı

Davalı sıfatını, mirasbırakanla görünürdeki muvazaalı işlemi yapan kişi veya kişiler taşır. Bu kişi ölmüşse dava mirasçılarına yöneltilir. Tapu iptali ve tescil davasının kayıt maliki aleyhine açılması zorunludur; adına kayıt bulunmayan kişiye karşı tapu iptali ve tescil istenemez. Taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse, iptal-tescil istemi bakımından son kayıt maliki, terditli bedel istemi bakımından ise muvazaalı temliki alan ilk el davalı hasım gösterilmelidir.

XII. Talep Sonucu: Miras Payı Oranında Tescil mi, Terekeye İade mi?

Dava dilekçesindeki talep sonucunun kuruluşu, davanın yürüyüşünü baştan sona belirleyen teknik bir tercihtir ve uygulamada en çok hata yapılan noktalardan biridir. İki seçenek vardır.

Birincisi, davacının yalnızca kendi miras payı oranında iptal ve tescil istemesidir. Kural olarak mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler (TMK m. 640/2). Ancak muris muvazaasında mirasbırakanın iradesi ile mirasçıların yararı çatıştığından, her mirasçıya üçüncü kişi sıfatıyla tek başına dava açma olanağı tanınmıştır:

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 04.06.2024, E.2023/3558, K.2024/4072

“… Ancak, 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği şekilde muris muvazaasının söz konusu olduğu hallerde mirasbırakanın mirasçısından mal kaçırma amacıyla yaptığı temliki işlemler bakımından mirasbırakanın iradesi ile mirasçıların yararının çatıştığı kuşkusuzdur. Bunun sonucu olarak da her bir mirasçının kendi hakkı yönünden üçüncü kişi sıfatıyla miras payı oranında tapu iptali tescil isteğinde bulunabilmesine olanak tanınmıştır ...”

İkincisi, tapu kaydının iptali ile taşınmazın terekeye iadesinin istenmesidir. Bu tercih, davayı elbirliği mülkiyeti kurallarına tabi kılar. Daire'nin ifadesiyle davacı tüm mirasçılar adına tek başına dava açabilirse de böyle bir davayı yalnız başına yürütemez; dava dışı mirasçıların davaya katılımlarının veya muvafakatlerinin sağlanması, aksi hâlde TMK m. 640 uyarınca terekeye temsilci atanması ve davanın temsilci huzuruyla yürütülmesi gerekir. Bu, bir görülebilirlik koşuludur ve mahkemece resen gözetilir.

Terekeye iade tercihinin sonuçları hafife alınmamalıdır. Tereke temsilcisi atandığında davayı açan mirasçının taraf sıfatı sona erer; taraf sıfatı sona eren kişinin davayı takip yetkisi de kalmadığından, kendi başına yaptığı istinaf başvurusu usulden reddedilir. Daire bu sonucu açıkça benimsemiştir.

Karşılaştırma: Miras payı oranında dava, davacıya tam kontrol sağlar; diğer mirasçıların muvafakatine ihtiyaç duyulmaz, dava değeri ve harç yalnızca davacının payı üzerinden hesaplanır ve davacılar arasında zorunlu değil ihtiyari dava arkadaşlığı bulunur. Terekeye iade istemi ise tüm terekeyi kapsayan bir sonuç doğurur, ancak diğer mirasçıların muvafakati sağlanamadığında tereke temsilcisi atanması zorunlu hâle gelir ve davanın kontrolü davacının elinden çıkar. Somut olayda diğer mirasçıların tutumu belirsizse, miras payı oranında talep kurmak genellikle daha güvenli bir tercihtir.

XIII. Usul Hükümleri

1. Dava şartı arabuluculuk

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 7445 sayılı Kanun ile eklenen 18/B maddesi, bazı uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı hâline getirmiştir. Maddede sayılan uyuşmazlıklar şunlardır: kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar (ilamsız icra yoluyla tahliye hariç), taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, Kat Mülkiyeti Kanunu'ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar.

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası bu sayımın dışındadır, dolayısıyla dava şartı olarak arabuluculuğa tâbi değildir. Buna karşılık, dava kabul edildikten sonra mirasçılar arasında açılacak ortaklığın giderilmesi davası 18/B-b bendi kapsamına girer ve arabuluculuk dava şartıdır. Bu ayrımın gözden kaçırılmaması gerekir.

2. Görevli mahkeme

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Miras hukukuna ilişkin sulh hukuk mahkemesi görevi taşıyan işler (terekeye temsilci atanması, mirasçılık belgesi, tereke tespiti gibi) bundan ayrıdır.

3. Yetkili mahkeme

Tapu iptali ve tescil istemi taşınmazın aynına ilişkin olduğundan kesin yetki kuralına tabidir:

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12 — Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki

Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.

Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.

Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkindir ve mahkemece resen gözetilir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemli bir davada, taşınmazların bulunduğu yer mahkemesini yargı yeri olarak belirlemiştir.

Ancak burada uygulamada çelişkiye yol açan bir ayrım vardır. Talep yalnızca bedel (tazminat) isteminden ibaretse, örneğin taşınmaz murisin ölümünden sonra üçüncü kişiye devredildiği için baştan itibaren yalnızca bedel isteniyorsa taşınmazın temlikinden kaynaklanan alacak davalarında yetki konusunda özel bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla genel yetki kuralı gereği davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmiştir. Bu yetki kesin olmadığından, süresinde yetki itirazında bulunulmazsa davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’ne göre, talebin taşınmazın aynını etkileyip etkilemediğine bakılmalıdır. Terditli olarak tapu iptali ve tescil de istenmişse HMK m. 12 uygulanır ve dava taşınmazın bulunduğu yerde açılmalıdır. Bu, uygulamada tereddüt yaratan bir noktadır; güvenli tercih, iptal-tescil talebini de içeren davaların her hâlde taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılmasıdır.

4. Süre

Muris muvazaası iddiasına dayalı davalar, terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğini taşıdıklarından ve yolsuz tescil niteliğinde olduklarından, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabilir. Bunun tek istisnası yukarıda açıklanan kadastro hâlidir. Terditli tenkis talebinin ise TMK m. 571'deki bir yıllık ve on yıllık hak düşürücü sürelere tabi olduğu unutulmamalıdır.

5. İspat yükü ve deliller

İspat yükü davacıdadır. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi uyarınca, mirasbırakanın temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.

Buna karşılık davacı mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin tarafı olmadıklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bunun sonucu, senetle ispat kuralının uygulanmamasıdır:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 14.06.2023, E.2021/947, K.2023/615

“… Dava açan mirasçılar, miras bırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür...”

Bu, muris muvazaasını taraf muvazaasından ayıran en önemli usuli farktır. Taraf muvazaasında muvazaanın yazılı delille (muvazaa anlaşması, delil başlangıcı) ispatı gerekirken, muris muvazaasında tanık dinlenebilir. Pratikte dosyaların kaderi çoğunlukla tanık beyanlarında belirlenmektedir. Bu nedenle tanık listesinin özenle hazırlanması, murisin sözlerine bizzat tanık olmuş kişilerin bildirilmesi belirleyicidir.

Tanık delili bakımından iki usuli ayrıntı önem taşır. Birincisi, HMK m. 196 uyarınca delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça o delilden vazgeçemez; bu nedenle davacının bildirdiği bir tanıktan vazgeçmesi karşı tarafça kabul edilmezse tanık yine de dinlenmelidir. İkincisi, tanık sayısına önceden sınırlama getirilmesi bozma sebebi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca yemin de bir delil olarak ileri sürülebilir; ancak yemin deliline dava dilekçesinde dayanılmış olması aranmaktadır.

Toplanması gereken diğer deliller şunlardır: dava konusu taşınmazların tapu kayıtları ve akit tabloları, murisin ölüm tarihi itibarıyla tüm malvarlığına ilişkin kayıtlar, murisin diğer mirasçılara yaptığı temliklerin kayıtları, davalının temlik tarihindeki mali durumunu gösteren belgeler, keşif ve bilirkişi incelemesiyle temlik tarihindeki gerçek değerin tespiti.

6. Dava değeri, harç ve kesinlik sınırı

Miras payı oranında açılan davalarda davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı değil ihtiyari dava arkadaşlığı bulunur. Bunun sonucu olarak dava değeri, davayı açan mirasçı veya mirasçıların her birinin miras payına isabet eden değerdir. Daire bu ilkeyi temyiz kesinlik sınırının hesaplanmasında da uygulamakta; her bir davacının payına isabet eden değeri ayrı ayrı dikkate almaktadır. Buna karşılık dava terekeye iade istemli açılmışsa, kesinlik sınırı bakımından taşınmazların değerlerinin toplamı esas alınır.

Aynı ilke harç ve vekâlet ücretine de yansır: taşınmazların tamamının değeri üzerinden değil, davacıların miras paylarına isabet eden değer üzerinden hesaplama yapılması gerekir. Bu husus istinaf ve temyiz aşamasında sıklıkla bozma/kaldırma sebebi olmaktadır.

Buradan uygulamada mahkemeler arasında farklı işleyen bir soruna geçmek gerekir: harca esas değer belirlenmeden ve eksik peşin harç tamamlanmadan tanık dinlenebilir mi? Muris muvazaası davalarında dava genellikle tahmini bir değer üzerinden açılır, taşınmazın gerçek değeri ise keşif ve bilirkişi incelemesiyle sonradan ortaya çıkar. Bu aşamada bazı mahkemeler harç ikmalini beklemeden tanık dinlemeye devam etmekte, bazıları ise ikmal yapılmadıkça delil toplamamaktadır. Doğru uygulama ikincisidir ve dayanağı 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30 ve 32. maddeleridir.

Kanun'un 30. maddesi, yargılama sırasında tespit edilen değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması halinde yalnız o celse için yargılamaya devam olunacağını, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağını öngörür. 32. madde ise yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını düzenler. Harç alınması veya tamamlanması tarafların isteğine bırakılmamış, mahkemenin resen gözetmesi gereken bir husus olarak kurgulanmıştır. Tanık dinlenmesi de bir “müteakip işlem” olduğundan, harca esas değer belirlendikten sonra ikmal sağlanmadan tanık dinlenmesi usule aykırıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.11.2023, E.2022/868, K.2023/1056

“… Harçlar Kanunu'nda, harç alınması veya tamamlanması yanların isteklerine bırakılmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (resen) gözetilmesi hükme bağlanmış ve yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı vurgulanmıştır. … tapu iptal ve tescil istemine ilişkin eldeki davada açıklanan hükümler çerçevesinde dava değeri üzerinden peşin nispi harcın yatırılması gerektiği açıktır. Dava fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL üzerinden açılmış ve peşin harç da bu bedel üzerinden yatırılmışsa da dava konusu taşınmaz hissesinin dava tarihindeki değeri bilirkişi raporuyla 80.000,00 TL olarak belirlenmiştir. Buna rağmen bu değer üzerinden davacı tarafça eksik harcın tamamlanması sağlanmaksızın yargılamaya devam olunmuştur …”

Kararın işleyişi şöyledir: değerin dava dilekçesindekinden yüksek olduğu anlaşıldığı celsede yargılamaya devam edilebilir, dolayısıyla o oturumda hazır bulunan tanığın dinlenmesi tek başına bozma sebebi değildir. Ancak takip eden celseye kadar ikmal için süre verilmeli ve harç tamamlanmadıkça yeni delil toplanmamalıdır. Süre içinde ikmal yapılmazsa dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir; ikmal yapılmadan esasa girilmesi ve nihai kararla harcın tamamlanması yoluna gidilmesi eksikliği gidermez. Uygulamada bazı mahkemelerin ikmali beklemeden delil toplamayı sürdürmesinin nedeni 30. maddedeki “o celse” istisnasının genişletici yorumlanmasıdır; istinaf ve temyiz denetiminde bu yorum kabul görmemektedir.

Davacı bakımından çıkarılacak sonuç, harca esas değeri baştan gerçeğe yakın göstermek ya da keşif sonrası ikmali kendiliğinden yapmaktır. Aksi hâlde tanık dinletme talebi bir sonraki celseye ötelenir ve yargılama uzar. Davalı bakımından ise ikmal yapılmadan dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulması, istinaf dilekçesinde ileri sürülebilecek bir usule aykırılık oluşturur; itirazın tutanağa geçirilmesi ihmal edilmemelidir.

7. Ön inceleme tutanağının bağlayıcılığı

HMK m. 140/3 uyarınca ön inceleme duruşmasının sonunda tarafların anlaşamadıkları hususlar tutanakla tespit edilir ve tahkikat bu tutanak esas alınarak yürütülür. Uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında "muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil" olarak nitelendirilmiş ve taraf vekilleri tutanağı imzalamışsa, uyuşmazlığın bu hukuki sebep esas alınarak çözümlenmesi gerekir. Sonradan başka bir hukuki sebebe (ehliyetsizlik, vekâletin kötüye kullanılması, hile gibi) geçilmesi iddianın genişletilmesi yasağına tabidir.

8. Yargılama sırasında taşınmazın devri: HMK m. 125

Bir önceki bölümlerde ele alınan devir ihtimalleri, temlikin dava açılmadan önce yapıldığı hâllere ilişkindir. Taşınmaz yargılama devam ederken el değiştirirse ayrı bir usul kurumu devreye girer.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 125 — Dava konusunun devri

(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:

a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.

b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.

Bu seçimlik hak davacıya aittir; ancak hükmün uygulanması mahkemenin görevidir. Daire, dava konusu taşınmazın yargılama sırasında devredildiği bir dosyada, güncel tapu kayıtları getirtilmeden ve davacıya seçimlik hakkı hatırlatılmadan karar verilmesini bozma sebebi saymıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 18.01.2023, E.2022/3808, K.2023/284

“… Dava konusu eski 117 ada 2 ve 136 ada 2 parsel sayılı taşınmazlar dava açıldıktan sonra dava dışı ... ve ... ...'a devredilmesine rağmen re'sen nazara alınması gereken HMK'nın 125/1 maddesi gereğince işlem yapılmaması doğru değildir …”

Sonucu belirleyen asıl ölçüt, devralanın iyiniyetli sayılıp sayılmayacağıdır. Tapu kaydında ihtiyati tedbir ya da "davalıdır" şerhi bulunuyorsa, devralan çekişmeyi bilerek kazanım sağlamış olur ve TMK m. 1023 korumasından yararlanamaz. Uygulamada mahkemeler her zaman ihtiyati tedbir kararı vermemekte, çoğu kez tapu kaydına "davalıdır" şerhi işlenmesiyle yetinmektedir; şerhin türü farklı olsa da iyiniyeti ortadan kaldırma bakımından sonuç aynıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 13.02.2025, E.2025/460, K.2025/587

“… dava konusu taşınmazın tapu kaydı üzerinde ihtiyati tedbir ve davalıdır şerhleri bulunduğu, davacının taşınmazı devraldığı sırada üzerindeki davalıdır beyanı ve ihtiyati tedbir şerhini görerek almış olması nedeni ile iyiniyetli 3. kişi olarak kabulüne ve ediniminin TMK'nın 1023. maddesi kapsamında korunmasına yasal olanak bulunmadığı …”

Şerh bulunmuyorsa devralan iyiniyetli kabul edilebilir; davanın açılmış olması tek başına onu kötüniyetli kılmaz. Bu ayrımın iki senaryodaki yansıması aşağıdaki gibidir.

Devralanın durumuDava açıldığında taşınmaz ilk el temlik alandayken yargılama esnasında devredilirseDava açıldığında taşınmaz ilk el temlik alan tarafından çoktan temlik edilmiş ve yargılama esnasında bir kez daha devredilirse
Şerh varsa iyiniyetli değilTapu iptali ve tescil devralana karşı sürdürülür; kurgu iki kademeli kalır, bedele geçilmezTapu iptali ve tescil yeni kayıt malikine yöneltilir; bedel kademesi devreye girmez
Şerh yoksa iyiniyetliAynen iade imkânsızlaşır; talep bedele döner ve iki kademeli kurgu fiilen üç kademeliye dönüşürTapu iptali kademesi düşer; dilekçede zaten kurulu olan bedel kademesi işler
Davacının seçimlik hakkıDevralana karşı davaya devam veya devreden hakkında tazminata dönüştürme; mahkeme resen hatırlatırAyn sonuç; ancak bedel talebi mevcut olduğundan tazminata dönüştürme ayrıca gerekmez
Yargılama giderleriDava kabul edilirse devreden ve devralan müteselsilen sorumludurDava kabul edilirse devreden ve devralan müteselsilen sorumludur

Tablodan çıkan pratik sonuç şudur: dava açılana kadar tek temlikin gerçekleştiği senaryoda bedel kademesine yer verilmemesinin güvenliği, tapu kaydına şerh konulmasına bağlıdır. Şerh varsa iki kademeli kurgu yeterli kalır; şerh yoksa yargılama sırasındaki bir devir davacıyı bedelle yetinmek zorunda bırakabilir. Bu durumda dahi hak tümüyle kaybolmaz, çünkü HMK m. 125/1-b davacıya davasını tazminata dönüştürme yetkisi tanır; ancak bu yol ıslah ve ek harç gerektirebileceğinden, dava açılırken şerh talebinde bulunulması esastır.

Devir davacı tarafında gerçekleşirse farklı bir sınır vardır. Muris muvazaasından doğan talepler bir alacak değil, mülkiyet hakkından kaynaklanan taleplerdir; bu nedenle noterde düzenlenen "alacağın temliki" sözleşmesiyle devredilemezler. Hukuk Genel Kurulu, iyiniyetli üçüncü kişiye geçmesi nedeniyle bedele dönüşmüş talepler bakımından temliki geçerli saymış, buna karşılık hâlâ tapu iptali ve tescil niteliğini koruyan talepler bakımından HMK m. 125/2'nin uygulanamayacağını belirtmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 09.03.2026, E.2026/1245, K.2026/1817

“… dava konusu yapılan şey, mal, alacak veya hak bakımından maddi hukuk anlamında bir devir söz konusu olmadığında veya görünüşte böyle bir devir ortaya çıkmakla birlikte maddi hukuk bakımından geçersiz sayılır ve dava konusunun devrine ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulması mümkün olmayacaktır. Maddi hukukun kabul etmediği veya geçersiz saydığı devre usul hukukunda sonuç bağlanarak hareket edilemez …”

XIV. Sıkça Sorulan Sorular

A. Kapsam

1. Babam evini kardeşime satış göstererek devretti, ben de mirasçıyım. Dava açabilir miyim?

Evet. 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılara dava hakkı tanımıştır. Ancak dava hakkı mirasbırakanın ölümüyle doğar; muris hayattayken dava açılamaz.

2. Mirasbırakanın bankadaki parasını veya aracını devretmesi de muris muvazaası sayılır mı?

Hayır. İçtihadı Birleştirme Kararı konusu ve sonucu itibarıyla tapuda kayıtlı taşınmazlara ilişkindir. Taşınırlar bakımından koşulları varsa tenkis yoluna gidilebilir.

3. Mirasbırakan taşınmazı kendi adına almayıp doğrudan kardeşimin adına tescil ettirdi, parasını kendisi ödedi. Ne yapabilirim?

Bu, gizli bağış (nam-ı müstear) olarak nitelendirilir ve İçtihadı Birleştirme Kararı bu tür işlemlerde bağlayıcı değildir; muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil istemi reddedilir. Koşulları varsa tenkis istenebilir, bu nedenle tenkis talebinin dava dilekçesinde terditli olarak mutlaka ileri sürülmesi gerekir.

4. Devir, mirasçı olmayan bir üçüncü kişiye (komşu, gelin, arkadaş) yapılmışsa muvazaa iddia edilebilir mi?

Evet. Kararlarda aranan, devralanın mirasçı olması değil, mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırma amacıyla hareket etmiş olmasıdır. Uygulamada gelin, damat, torun ve mirasçı olmayan üçüncü kişilere yapılan temlikler de dava konusu edilmektedir.

B. İspat

5. Tapudaki satış bedelinin çok düşük gösterilmiş olması tek başına yeterli mi?

Hayır. Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, muvazaayı tek başına ispatlamaya yeterli görülmemektedir. Bu olgu, murisin satışa ihtiyacı, davalının alım gücü ve beşeri ilişkiler gibi diğer ölçütlerle birlikte değerlendirilir.

6. Elimde yazılı bir belge yok, yalnızca tanıklarım var. Dava açabilir miyim?

Evet. Mirasçılar sözleşmenin tarafı olmadıklarından üçüncü kişi konumundadırlar ve iddialarını tanık dahil her türlü delille ispat edebilirler. Bu, taraf muvazaasından ayrılan en önemli noktadır.

7. Karşı taraf, murisin malını çocukları arasında paylaştırdığını savunuyor. Bu savunma nasıl karşılanır?

Paylaştırma savunmasının kabulü için paylaştırmanın hem hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde olması hem de tüm mirasçıları kapsaması gerekir. Mirasçılardan birine hiç kazandırma yapılmamışsa ya da yapılan kazandırma değer olarak açıkça düşük kalıyorsa savunma kabul edilmemektedir.

C. Talep ve sonuç

8. Taşınmaz üçüncü bir kişiye satılmışsa hakkım tamamen kaybolur mu?

Hayır. Üçüncü kişi tapu siciline iyiniyetle güvenerek kazanım sağlamışsa TMK m. 1023 uyarınca korunur ve tapu iptali istenemez; ancak bu durumda miras payına isabet eden bedel, muvazaalı temliki alan ilk el davalıdan istenebilir. Bu nedenle dava dilekçesinde terditli bedel talebine mutlaka yer verilmelidir.

9. Kendi payım oranında mı, yoksa tapunun tamamının iptalini mi istemeliyim?

Kendi miras payı oranında iptal ve tescil istenmesi halinde dava tek başına yürütülebilir. Terekeye iade istenmesi hâlinde ise diğer mirasçıların muvafakati veya TMK m. 640 uyarınca tereke temsilcisi atanması gerekir; temsilci atandığında davayı açan mirasçının taraf sıfatı sona erer.

10. Dava kazanılırsa taşınmaz doğrudan bana mı geçer?

Miras payı oranında açılan davada kabul kararı, tapu kaydının davacının miras payı oranında iptali ile davacı adına tescili sonucunu doğurur. Terekeye iade istemli davada ise taşınmaz terekeye döner ve elbirliği mülkiyetine tabi olur.

D. Usul

11. Bu dava için arabulucuya başvurmak zorunda mıyım?

Hayır. 6325 sayılı Kanun m. 18/B'de sayılan dava şartı arabuluculuk kapsamına muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası girmemektedir.

12. Davayı hangi mahkemede açmalıyım?

Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Yetki bakımından, tapu iptali ve tescil istemi taşınmazın aynına ilişkin olduğundan HMK m. 12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

13. Babam on beş yıl önce öldü, dava açmak için geç kaldım mı?

Kural olarak hayır. Muris muvazaasına dayalı davalar zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Tek istisna, mirasbırakanın kadastro tespitinden önce ölmüş olması hâlidir; bu durumda tespitin kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre işler. Ayrıca terditli tenkis talebi TMK m. 571'deki sürelere tabidir.

14. Kardeşimin alacaklısı, kardeşim adına bu davayı açabilir mi?

Hayır. Mirasçının alacaklısı muris muvazaasına dayalı talepte bulunamaz. Alacaklının yolu TMK m. 562 uyarınca tenkistir ve bu maddedeki ihtar koşulunun dava açılmadan önce yerine getirilmiş olması dava şartıdır.

XV. Uygulama Notları

1. Davacı mirasçı bakımından

Dava açmadan önce ilk kontrol: taşınmaz temlik tarihinde muris adına tapuda kayıtlı mıydı ve devir tapu müdürlüğünde mi yapıldı?

Talep sonucunu terditli kurulmalı: tapu iptali ve miras payı oranında tescil, tescil mümkün olmazsa miras payına isabet eden bedel, bu da olmazsa tenkis. Üçüncü basamağın atlanması, gizli bağış nitelendirmesi yapıldığında telafisi güç sonuç doğurur.

Tenkis talebi terditli olsa dahi TMK m. 571'deki bir yıllık ve on yıllık hak düşürücü sürelere tabidir; ölüm tarihi ve öğrenme tarihi baştan hesaplanmalıdır.

Tanık listesi murisin sözlerine bizzat tanık olmuş kişilerden oluşturulmalı. Kararlarda belirleyici olan, murisin mal kaçırma iradesini açığa vuran doğrudan beyanlardır.

Murisin ölüm tarihindeki tüm malvarlığına ve diğer mirasçılara yaptığı temliklere ilişkin kayıtlar dosyaya kazandırılmalı; paylaştırma savunmasının önü ancak bu şekilde kesilir.

Keşif ve bilirkişi incelemesinde taşınmazın niteliğinin (sulu/kuru tarım arazisi, imar durumu, üzerindeki yapılar) doğru saptanıp saptanmadığı takip edilmeli; bedel istemine geçilmesi hâlinde hesabın esasını bu tespit oluşturur.

Ön inceleme duruşmasına kadar hukuki nitelendirme netleştirilmeli. HMK m. 140/3 uyarınca tahkikat ön inceleme tutanağı esas alınarak yürütülür; sonradan hukuki sebep değiştirmek ıslaha veya karşı tarafın muvafakatine bağlıdır.

2. Davalı bakımından

Devrin ivazlı olduğunu ortaya koyacak somut deliller (banka kayıtları, ödeme belgeleri, kredi kullanımı, emek ve hizmetin karşılığı olduğunu gösteren tanıklar) baştan toplanmalı; soyut bakım veya minnet iddiası yeterli görülmemektedir.

Paylaştırma savunmasında bulunulacaksa, murisin diğer mirasçılara yaptığı kazandırmaların tamamı ve değerleri gösterilmeli. Savunma çoğunlukla "tüm mirasçıları kapsama" koşulunda başarısız olmaktadır.

Alım gücü savunması temlik tarihi itibarıyla kurulmalı; sonraki dönem gelirleri sonuca etkili değildir.

Davacı terekeye iade istemli dava açmışsa, diğer mirasçıların muvafakatinin bulunup bulunmadığı ve tereke temsilcisi atanması gerekip gerekmediği dava şartı olarak ileri sürülmeli.

Mirasçılık sıfatını ortadan kaldıran bir mirastan feragat sözleşmesi varsa, bunun TMK m. 528 anlamında ve miras sözleşmesi şeklinde düzenlenmiş olup olmadığı incelenmeli; adi yazılı muvafakatnameler bakımından içtihat tartışmalıdır.

3. Her iki taraf bakımından

Muvazaalı işlem sonradan geçerli hâle gelmez; ancak tarafların feragat ve kabulleri ile kesin hükümler, bunlara taraf olan kişiler bakımından sonuç doğurur. Mirasbırakanın kendi açtığı ve feragatle sonuçlanan bir dava, mirasçıların açtığı muvazaa davası bakımından kesin hüküm oluşturmaz, yalnızca delil olarak değerlendirilir.

Ek: Atıf Yapılan Mevzuat ve Kararlar

1. Atıf yapılan mevzuat

HükümKonu
TBK m. 19Muvazaalı işlemler; sözleşmenin yorumunda gerçek ve ortak iradenin esas alınması. Muris muvazaasının genel kanuni dayanağı.
TBK m. 237Taşınmaz satışının resmî şekilde düzenlenmesi zorunluluğu. Gizli bağışın şekil yönünden geçersizliğinde anılan hüküm grubundandır.
TBK m. 288Bağışlama sözü vermenin şekli; taşınmaz bağışlaması sözü vermenin resmî şekle bağlı olması.
TMK m. 6İspat yükü: hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat yükümlülüğü.
TMK m. 528Mirastan feragat sözleşmesi; feragat edenin mirasçılık sıfatını kaybetmesi.
TMK m. 560–571Tenkis davası; saklı pay, tereke hesabı, sabit tenkis oranı ve dava süresi.
TMK m. 562Mirasçının alacaklısının veya iflas idaresinin tenkis davası açma hakkı ve ihtar koşulu.
TMK m. 564–565Saklı pay oranları; tereke değerinin mirasın açıldığı tarihe göre belirlenmesi.
TMK m. 571/1Tenkis davasında bir yıllık ve on yıllık hak düşürücü süreler.
TMK m. 599Mirasın, mirasbırakanın ölümü ile bir bütün olarak kanunen kazanılması.
TMK m. 640Miras ortaklığı; elbirliği mülkiyeti, birlikte tasarruf kuralı ve tereke temsilcisi atanması.
TMK m. 706Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerde resmî şekil zorunluluğu.
TMK m. 1023Tapu siciline iyiniyetle güvenerek ayni hak kazanan üçüncü kişinin korunması.
Tapu Kanunu m. 26Mülkiyete ilişkin resmî senetlerin tapu müdürü veya tapu görevlilerince düzenlenmesi.
HMK m. 12Taşınmazın aynından doğan davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi.
HMK m. 140/3Ön inceleme tutanağının bağlayıcılığı; tahkikatın bu tutanak esas alınarak yürütülmesi.
HMK m. 190İspat yükünün, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan lehine hak çıkaran tarafa ait olması.
HMK m. 196Delil gösteren tarafın, karşı tarafın açık izni olmadıkça o delilden vazgeçememesi.
HMK m. 362Temyiz edilemeyen kararlar; parasal kesinlik sınırı.
3402 s. K. m. 12/3Kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre.
6325 s. K. m. 18/BDava şartı olarak arabuluculuğa tabi uyuşmazlıkların sayımı (7445 s. K. ile eklenen).
İİK m. 94/2Borçlunun tescil ettirmediği hakların alacaklı tarafından tescilinin istenebilmesi.
492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28, 30, 32Peşin karar ve ilam harcı; eksik harcın tamamlattırılması; harcı ödenmeyen işlemlerde müteakip işlem yapılamaması.

2. Atıf yapılan yargı kararları

Merci ve künyeKonu
YİBHGK, 01.04.1974, E.1974/1, K.1974/2Muris muvazaasının temel kararı; saklı paylı olsun olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların dava hakkı.
YİBK, 22.05.1987, E.1986/4, K.1987/5Tenkis davası ile muvazaaya dayalı iptal-tescil davasının kademeli veya ayrı ayrı açılabilmesi.
YİBK, 16.03.1990, E.1989/1, K.1990/201.04.1974 tarihli 1/2 sayılı kararın değiştirilmesine yer olmadığı.
YİBK, 11.11.1994, E.1994/4, K.1994/4Sabit tenkis oranında bölünemeyen malda tercih hakkı ve nakden ödeme.
Yargıtay HGK, 14.06.2023, E.2021/947, K.2023/615İBK metni; mal kaçırma kastının zorunluluğu; ispat yükü; mirasçının üçüncü kişi sıfatı ve tanıkla ispat; fiili karineler; murisin kendi davasından feragatinin etkisi.
Yargıtay HGK, 09.11.2022, E.2020/570, K.2022/1472İBK'nın uygulanma koşulları; iradenin tapu memuruna ulaşması ölçütü; anlaşmalı boşanma protokolüne dayalı devrin kapsam dışılığı; terditli tenkis incelemesinin sırası. Oy çokluğu.
Yargıtay 1. HD, 25.12.2025, E.2025/2117, K.2025/6265Nispi muvazaa nitelendirmesi; ölçüt kataloğu; murisin sözlerini aktaran tanık beyanlarına itibar edilmemesinin bozma sebebi olması.
Yargıtay 1. HD, 07.05.2026, E.2025/5195, K.2026/3770Paylaştırma (denkleştirme) savunması; hak dengesini gözetme ve tüm mirasçıları kapsama koşulları.
Yargıtay 1. HD, 13.02.2025, E.2024/261, K.2025/612Gizli bağış (nam-ı müstear); İBK'nın bağlayıcı olmaması; tenkis talebi bulunmamasının sonucu.
Yargıtay 1. HD, 03.11.2025, E.2024/5185, K.2025/4838Doğrudan (açık) bağışla yapılan temlikte İBK'nın uygulama yeri bulunmaması; karşılıksız bağışın denkleştirmeye tabi olmaması; terditli tenkiste saklı payı zedeleme kastının ispatı.
Yargıtay 1. HD, 18.01.2024, E.2023/5832, K.2024/471Bağış yoluyla gerçekleştirilen temliklerde muvazaa olgusunun dinlenemeyeceği; yalnızca TMK m. 560-571 uyarınca tenkis yolu.
Yargıtay 1. HD, 07.10.2024, E.2024/4088, K.2024/5436Taşınırlar (traktör) bakımından kapsam; terekeye iade istemli davada TMK m. 640 görülebilirlik koşulu; TMK m. 571 hak düşürücü süre; ön inceleme tutanağının bağlayıcılığı.
Yargıtay 1. HD, 09.09.2024, E.2024/3342, K.2024/4653İkinci el malikin iyiniyeti ve TMK m. 1023; terditli bedel isteminde değer, miras payı ve faiz başlangıcı.
Yargıtay 1. HD, 04.06.2024, E.2023/3558, K.2024/4072Her mirasçının üçüncü kişi sıfatıyla miras payı oranında dava açabilmesi; tereke temsilcisi atanınca davayı açan mirasçının taraf sıfatının sona ermesi.
Yargıtay 1. HD, 06.02.2024, E.2023/6122, K.2024/866Mirasçının alacaklısının muris muvazaasına dayanamaması; tenkis incelemesinin yöntemi; TMK m. 562 ihtar koşulunun dava şartı niteliği.
Yargıtay 1. HD, 20.11.2023, E.2023/4552, K.2023/6539Ehliyetsizlik ve muris muvazaasına dayalı terditli tapu iptali-tescil ve tenkis; ehliyet incelemesinin hukuki çerçevesi.
Yargıtay 1. HD, 20.06.2023, E.2022/7213, K.2023/3451Kadastro tespitinden önceki nedene dayalı davada 3402 s. K. m. 12/3'teki on yıllık hak düşürücü süre; tapusuz taşınmazda muvazaa iddiasının dinlenememesi.
Yargıtay 1. HD, 05.03.2026, E.2026/1103, K.2026/1774Kadastroda senetsizden başkası adına tespit; hibe/haricî satışla zilyetlik devrinin ve tespit tutanağındaki muvafakat beyanının sonuca etkisizliği; tapusuz taşınmazda İBK'nın uygulanmaması.
Yargıtay 1. HD, 25.09.2025, E.2024/171, K.2025/4037Taşınır (minibüs) yönünden İBK'nın uygulanmaması; muvazaanın TBK m. 19 kapsamında incelenmesi; temyiz görevinin 12. Hukuk Dairesi'ne ait olması.
Yargıtay 1. HD, 30.09.2025, E.2024/4229, K.2025/4104Bağışta İBK'nın uygulanmaması; saklı paylı olmayan mirasçının tenkis talebinin usulden reddi.
Yargıtay 1. HD, 30.09.2025, E.2025/3640, K.2025/4110Tapu iptali ve tescil isteminin esastan reddinde davalı lehine nispi vekâlet ücreti; maktu ücret takdirinin hatalı olması.
Yargıtay 1. HD, 17.11.2021, E.2021/4285, K.2021/6867Dava değerinin dava edilen paya karşılık gelen değer olması; nispi ücretin maktunun altında kalması hâlinde AAÜT m. 13 uyarınca maktu ücret.
Yargıtay HGK, 01.11.2023, E.2022/868, K.2023/1056Tapu iptali ve tescil davasında eksik peşin nispi harç tamamlatılmadan yargılamaya devam edilemeyeceği; Harçlar Kanunu m. 30 ve 32'nin resen gözetilmesi.
Yargıtay 1. HD, 26.01.2023, E.2022/6478, K.2023/571Şirket payı devri; tapu dışı işlemlerde İBK'nın uygulanmaması; TBK m. 19 kapsamında genel muvazaa denetimi; mirasçının her türlü delille ispat hakkı.
Yargıtay 1. HD, 05.03.2024, E.2023/738, K.2024/1802Kooperatif üyeliğine dayalı ferdileşmeyle edinimde mirasbırakandan bir devir bulunmaması; İBK'nın uygulama yeri olmaması.
Yargıtay 7. HD, 27.11.2024, E.2024/86, K.2024/5309Ölüme bağlı tasarrufların iptalinin TMK m. 557'de sınırlı sayıda düzenlenmiş olması.
Yargıtay 1. HD, 20.03.2012, E.2011/13461, K.2012/3106Ölüme bağlı ve sağlararası tasarrufların tenkise konu edilebilmesi; İBK'nın sınırlı konusuna kapsam dışı bir hususun dahil edilemeyeceği.
Yargıtay 1. HD, 01.06.2022, E.2022/888, K.2022/4371Ölünceye kadar bakma sözleşmesi; bakım ihtiyacı ve makul oran araştırması; ispat yükünün davacıda olması.
Yargıtay 1. HD, 03.02.2026, E.2025/5723, K.2026/603Vekâletle temlikte, murise vekâleten işlem yapan vekile karşı muris muvazaasına dayalı tazminat davasının dinlenememesi; iddianın genişletilmesi yasağı.
Yargıtay 1. HD, 07.02.2022, E.2021/1023, K.2022/805Doğmamış haktan feragat edilememesi; muvafakatnamelerin etkisi (karşı oy); ihtiyari dava arkadaşlığı ve dava değerinin miras payına göre belirlenmesi; kadastro istisnası.
Yargıtay 5. HD, 15.04.2024, E.2024/2658, K.2024/4280Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil isteminde HMK m. 12 kesin yetkisi; yargı yeri belirlenmesi.
Yargıtay 5. HD, 07.03.2022, E.2022/3369, K.2022/3721Salt bedel (tazminat) istemli davada genel yetki kuralının uygulanması; süresinde itiraz edilmemesi hâlinde yetkinin doğması.
Yargıtay HGK, 25.05.2011, E.2011/2-295, K.2011/359Muris muvazaası davalarının süreye tabi olmaması kuralı ile kadastro hak düşürücü süresinin kesişimi .
Yargıtay HGK, 14.10.2021, E.2020/14-540, K.2021/1223TMK m. 562'deki ihtarın özel kanunda düzenlenmiş dava şartı niteliği.
Yazarın Notu

Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş niteliğinde değildir. Makale içeriği, ilgili oldukları somut olayların özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Mevzuat veya yargı uygulaması değişebileceğinden, somut uyuşmazlıklarda güncel durumun teyidi ve hak kaybına uğramamak için konu hakkında mutlaka avukata danışılması gerekmektedir.

Yasal Uyarı

Bu makalenin ve içeriğinin hiçbir bölümü, yazarı Avukat Alptuğ Akyıldız'ın izni olmaksızın kopyalanamaz, yayımlanamaz veya dağıtılamaz. Bu konuda yazarın bütün yasal hakları saklıdır.

İLETİŞİM
Telefon / WhatsApp
0532 725 41 96
Adres

4 Temmuz Mah. Mehmet Yasef Sk.
No:24 K:1 D:1 Karamürsel/Kocaeli

ÇALIŞMA SAATLERİ

Pazartesi–Cuma, 09:00–18:00
Resmi tatil günleri hariçtir.

Online Ödeme

Türkiye Barolar Birliği onaylı e-Barobirlik POS hizmetini kullanarak güvenli bir şekilde ödeme yapabilirsiniz.

Ödeme Yap
Konum
KVKK Aydınlatma Metni

Kişisel Verilerin İşlenme Amacı ve Aktarımı

Kişisel verileriniz, yürürlükteki ilgili mevzuat uyarınca, hukuka, iyi niyet ve dürüstlük kurallarına uygun, doğru ve güncel olarak, belirli, açık ve meşru amaçlarla ve bu amaçlarla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olarak işlenmekte olup ilgili mevzuatta öngörülen ve işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmektedir.

KVKK uyarınca, Veri Sorumlusu olarak bizimle paylaşmış olduğunuz kişisel verileriniz, yerine getirmekte olduğumuz her türlü hizmet ve faaliyet amaçlarımız ile hizmetlerden faydalanmanız, hak ve menfaatlerinizin korunması ve sair amaçlar ile KVKK ve yasal düzenlemelere uygun olarak işlenebilecek; UYAP sistemi başta olmak üzere adli, idari vb. kurumlara ve/veya yetkili kıldıkları kişi ya da merciler ile somut olayın şartlarına göre ilgili üçüncü kişi ve kurumlara aktarılabilecek ve ilgili mevzuatta belirlenen süreler boyunca saklanıp gerekli işlemlere tabi tutulabilecektir.

Kişisel Verilerin İşlenmesi Hakkında Aydınlatma Metni

İnternet sitemizi kullanmanız dolayısıyla, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında birtakım verilerinizin toplanması, saklanması, işlenmesi ve aktarılmasının detayı ve amacı hakkında, veri sorumlusu olarak sizleri bilgilendirmek isteriz.

Kişisel verileriniz; internet sitemiz, iletişim formları, video konferans, telefon görüşmesi, WhatsApp ve benzeri kanallar aracılığıyla toplanabilmektedir. Onay kutucuğunu işaretleyerek bu verilerinizin işlenmesi için açık rıza verdiğinizi kabul etmiş olursunuz.

Kişisel Verilerin Güvenliği

6698 Sayılı KVKK'nın ilgili maddesine uygun olarak, kişisel veri güvenliğinizin sağlanması için hukuka aykırı işlenmelerini ve erişilmelerini önlemek amacıyla gerekli teknik ve idari tedbirler Veri Sorumlusu olarak tarafımızca alınmaktadır.

Veri Sahibinin Hakları

KVKK uyarınca aşağıdaki haklara sahipsiniz:

  • Kişisel verilerinizin işlenip işlenmediğini öğrenme ve bilgi talep etme
  • İşlenme amacını ve amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme
  • Yurt içinde veya yurt dışında aktarıldığı üçüncü kişileri bilme
  • Eksik veya yanlış işlenmiş verilerin düzeltilmesini isteme
  • İşlenme sebepleri ortadan kalktığında silinmesini veya yok edilmesini isteme
  • Otomatik sistemlerle analiz sonucu aleyhine çıkan sonuca itiraz etme
  • Kanuna aykırı işleme sebebiyle uğranılan zararın giderilmesini talep etme

Taleplerinizi info@alptugakyildiz.av.tr adresine "Kişisel Veri Bilgi Talebi" konusuyla iletebilirsiniz.